Sabahın sekizinden gece on ikiye varan bir gezi gerçekleştirdik.
Yorulduk mu? Evet. Değdi mi? Fazlasıyla!!! Önce Salihli'de bir kır bahçesinde
kahvaltı yaptık hep beraber. Hatta isim de vereyim, "Turkuaz Kır
Bahçesi". Bir sürü tavşan, kaz, paçalı tavuk 😄, köpek görebileceğiniz, sarmaşıklarla bezenmiş merdivenlerinden kuş evlerinin olduğu çiftliğe çıkılan şirin
bir yer. Aklınızda bulunsun.
Karnımız doyunca sürdük otobüsü
Kula'ya. "Kula nasip olmaz her kula!" diye bir deyişleri var
Kulalıların. Çok hoşuma gitti benim 😊😊😊. Çarşısını, dar
sokaklarını, eski evlerini falan gezdik ilk önce. Ben bayılırım zaten geniş
avlulu, eski taş evlere. Yöre halkı da çok misafirperver, kime rastlasak hemen
evine buyur etti. Oturmadık ama en azından evlerini içeriden görebilme şansımız
oldu. Bir tane dedecik bana 100 küsur tane tavuğunun 🐓olduğu kocaman
kümesini gösterdi büyük bir gururla. Canım benim...
Sonracığıma, meşhur tahinli pidelerinden
yedik, nefisti! Çifte kavrulmuş sıcacık tahin olmuş sana Nutella mübarek,
namnammnammm 🍛... Kahvelerimizi de Tarihi Hamam Kafe'de içtik. Hamamı kafeye
çevirmişler, göbek taşlarında nargileler, tavlalar 😀. Tabii her yer
mermer ve dolayısıyla buzz gibi. Zaten Kula'da da Eşme'de de hava oldukça serindi,
neyse ki hazırlıklı gitmiştik.
Asıl bahsetmek istediklerim, aslında
bu zamana kadar nasıl bunlardan haberimiz yokmuş diye hayıflandığım jeolojik
miraslarımız. ABD'deki Grand Canyon'dan sonra dünyanın 2. büyük kanyonunun
Uşak/Eşme'deki Ulubey Kanyonu olduğunu biliyor muydunuz? Biz bilmiyorduk açıkçası. Muhteşem bir
manzara!!! Cam terastan bakmak biraz ürkütücü, itiraf etmem lazım. Karşıya
bakıp yürürsen hiç sorun yok amaaaa ne zamanki aşağıya bakıyorsun... O
metrelerce derinlik kalbini gümletiyor 😱😱. Korka korka gittik
yine de cam terasın ucuna kadar. Ben böyle manzara ömrümde görmedim!!! Akşam olmak
üzereydi biz oraya vardığımızda, o yüzden cam terasta oldukça üşüdüğümüzü de
söylemeden geçemeyeceğim. Ama olsun, hepsine değdi 💝.
Yine Kula'ya dönecek olursam
orası ile ilgili görmeniz gereken iki önemli yer söyleyeceğim. Birincisi Peri
Bacaları, nam-ı diğer Kuladokya 😊. Minik Kapadokya gibi düşünebiliriz. Kuladokya'nın Kapadokya'dan temel farkı, peri bacalarının gölsel çökme sebebiyle oluşmuş olması. Mutlaka görülmesi gereken bir doğa harikası. İkincisi ise Eylül 2013’de İtalya’da
düzenlenen törenle Türkiye’nin ilk ve tek jeoparkı olarak tescillenen Kula Volkanik
Jeoparkı. UNESCO sertifikalı bu jeoparkı gezerken doğanın karşısında bir kez daha eğiliyorsunuz. Binlerce taşlaşmış lavın arasından çıkan papatyalar insanı hayrete
düşürüyor. Kısaca bilgi vereyim, jeoparktaki Divlit Yanardağı en son 12.000 yıl önce patlamış ve
2.000 sene boyunca yavaş yavaş yanmış ancak kimseye zararı dokunmamış. Tam da bu yüzden, Kula’nın bir adı da “Katakekaumene” yani “Yanık
Ülke” imiş. Tüm bu bilgileri de şehir merkezindeki Jeopark Müzesi’nden
öğrendik. Jeoparka gitmeden önce müzeyi gezmenizi mutlaka tavsiye ederim.
Kula-Eşme gezimizle ilgili bu yazıyı Kula’nın dar sokaklarından
birinde gördüğüm bir söz ile bitiriyorum. Umarım yazımı beğenirsiniz 👩.
“Kolun mu kırıldı? Üzülme, belki Allah sana kanat verecek...
" Mevlana
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder