İyi ki Geldin!

İyi ki Geldin!
Burası benim son derece genel, özel alanım; umuma açık, gizli odam. Hoş geldin :)))

23 Ekim 2017 Pazartesi

Tayland!!!!

Vallahi oldu! 12.000 km gittik :). Çok da iyi yaptık, herkese de tavsiye ediyorum. Avrupa'ya gidip, Euro ile dünyanın parasını harcayacağınız iki, üç günlük tatillerdense bambaşka bir coğrafyaya gidip, aynı parayı 10 günde harcayabilirsiniz ve eşi benzeri olmayan anılar yaratabilirsiniz. Benden söylemesi! 😉

Hint Okyanusu’nu aşıp gittiğimiz yolculuk toplamda 20 saat falan sürdü herhalde. Önce İstanbul, sonra Dubai, sonra Bangkok. Aman diyeyim Dubai Havaalanı’nda bir şey yiyelim, içelim demeyin. Açlığınızı, susuzluğunuzu uçakta halledin. 1,5 lt. su ve iki kahveye 80 TL gibi bir bedel ödedik. İçimiz yandı vallahi 😕. Bu arada hemen not geçeyim, Emirates Airlines’tan çok memnun kaldık. “Yemek gelince beni uyandır!” etiketlerini hala saklıyorum 😏. Koltuğun başlığına yapıştırıyorsun, yemek servisi yapılırken uyandırıyorlar. "Asla uyandırma!" ve "Duty Free satışı başladığında uyandır!" seçenekleri de var.

Neyse efendim, biz Bangkok’a vardığımızda sabahtı (Saat farkı var, 4-5 – 5 saat kadar.), rehberle buluşup, yola koyulduk. Tabii havaalanından yiyecek, içecek bir şeyler almayı ihmal etmedik. Ne bulduysak yedik tatil boyunca diyebiliriz zaten 😄. Bizim para birimimiz onların para biriminden neredeyse 10 kat daha değerli olduğu için tutumlu olmamıza pek gerek kalmadı. 

Neler yedik neler içtik kısmını anlatmayacağım. Hindistan cevizi suyu, değişik meyveleri çok güzeldi, inkar edemem. Ancak, ben burada zaten bütün gezi bloglarında bulabileceğiniz ayrıntıları yazmak istemiyorum. Bana değişik gelen şeyleri anlatmak istiyorum. 

En değişiği de Buda! Buda dediğimiz de aslında milattan önce yaşamış, Nepal'de doğmuş, Hindistan'da ölmüş ve hayatının bir döneminden sonra kendini felsefeye, iyiliğin kaynağına, içsel tamamlanmaya adamış bir prens. Herkesin inancı kendine elbette, saygı duymak lazım. Bir filozof olarak ben de hayranlık duyuyorum fakat Tanrı olarak kabul etmem pek mümkün değil sanırım.

Tayland'da durum böyle değil tabii. Son derece katı bir şekilde Buda'ya inanıyorlar. Son gün gittiğimiz masaj salonundaki masöz, masaja başlamadan önce Buda'ya dua etti mesela. Hoşuma da gitti aslında, niye bilmiyorum! İnandığı ve dua ettiği sıradan bir insan olabilir ama iyiyi ve doğruyu öğütleyen biri olduğu için belki de... İyiye ve doğruya duyulan inanç ve saygı, aradaki enstrümanlar kim ya da ne olursa olsun beni etkiliyor. Ne diyordum? Buda'ya yapılan ufacık bir saygısızlığa bile tahammülleri yok. Tapınaklara askılı kıyafet ya da kısa şort/etekle girmenize izin vermiyorlar. Rehberimiz anlattı; yakın bir zamanda, Buda'ya saygısızlık etti diye engelli bir kişiyi (zihinsel engelli olduğunu bilmeden) linç etmiş bir grup. Sonradan engelli olduğunu anlayıp, çok üzülmüşler. Ziyaretine gidip, özür dilemişler. Vicdanlılar yani.

Dürüstler de aynı zamanda Taylandlılar. Bizden kat be kat dürüstler bir kere. Gömlek ipek mi diye sorduğunda, değilse değil diyor. Biz, hep dürüstlere denk geldik açıkçası. Belki bu bizim şansımızdı, bilemiyorum. 

Meşhur Altın Buda Tapınağı'nı ve Yatan Buda Tapınağı’nı gezdik. Bunları da anlatmayacağım. Herkes biliyor zaten. Benim için ilginç olan yukarıda dediğim gibi bir prense tapınmak hem de yüzyıllar sonrasında bile! Ayrıca, şöyle bir şey de var. Çin Mahallesi’nde yaşayan Çinliler de Budist fakat onlar başka Buda’ya tapıyor. Tapındıkları Buda'nın farklı olduğunu söylüyorlar. E iyi de, aynı kişi değil mi bu? Kafalarda deli sorular hahahahah 😅.

Tapınaklarla ilgili söylemeden geçemeyeceğim şey, çok süslü olmaları. Gezmelere doyamazsın. Bir de Yatan Buda Tapınağı'nın içinde bulunduğu bahçe muazzamdı. Nasıl renkler, nasıl peyzaj… Muhteşem , muhteşem, muhteşem!!! 

Öyle her yer pislik içinde, havası kirli falan da değil herkesin dediği gibi. Tek sorun, güneş daha dik geldiği için sıcaklık daha kavurucu ama ona da bir gün içinde alıştık.

.................................

İlk akşam keşfe çıkıp, salaş bir lokantada yemek yiyelim dedik. Kasadaki arkadaşımız haricinde kimse tek kelime İngilizce bilmiyordu. Sipariş verirken baya zorlandık o yüzden 😁. Neyse, siparişler geldi. Hepsini anladık ama o en son gelen yemek de ne?? Garson; yeşilliği, bütün bütün deniz böceklerini, bir çiğ yumurtayı ve altında küçük bir ocak olan su dolu bir tencereyi bıraktı masaya, gitti. Biz de öyyyle baktık! Bunlar ne olacak acaba ahahahah 😆😆😆???. Sonra Tarzanca, şef garson mu aşçı mı bilmiyorum artık, adamın birini çağırdık masaya. Adam, suyun altını yaktı, her şeyi içine attı, üstüne de yumurtayı kırdı. Ohhh! 5 minutes dedi sonra da. 5 minutes demeyi biliyormuş hahahaha. 5 minutes sonra al sana çorba. Tabii herkese göre değil 5 minutes, biz bir 20 minutes kaynattık herhalde 😜😜😜. Yemekler benim çok hoşuma gitmedi açıkçası ama dünyanın bir ucundaki o salaş lokantada o kadar mutluydum ki! Hele üstümüzdeki brandaya tıkır tıkır yağmur yağmaya başlayınca, unutulmaz bir yemek oldu... 

.................................

İnsanlar çıplak ayak dolaşmaya çok meraklı, o baya dikkatimi çekti. Bir yere oturan hemen ayakkabılarını çıkarıyor. Kapalı çarşısı, gece pazarı falan var, oradaki mağazalarda/stantlarda çoğu insan çıplak ayak. Bir de maskeyle dolaşan azımsanmayacak bir kitle var, işte o biraz ürkütücü!! Veba salgını varmış gibi 14. yy Avrupası'nda 😨😨😨😨😨. Tövbe Yarabbim!

Vallahi döneli 2 ay oldu neredeyse, henüz hastalanmadık. Umarım ilerde de bir sorun ile karşılaşmayız. Kan veremedim yalnız, sizin de aklınızda olsun. Tayland, Sıtma Alarm Bölgesi'nde olduğu için döndükten sonra 1 sene kan veremiyormuşuz. 

....................................

Meşhur Tuk Tuk ile her yerini gezdik Bangkok'un! Rehberimiz kesinlikle binmeyin demişti ama çok keyifli bir şey vallahi. Evet, kelle koltukta gidiyorsun ama çooook eğlenceli. Trafikte sıkıştığın zamanlar hariç tabii. Bir de dedim ya her şey o kadar ucuz ki, bir Tuk Tuk ile anlaştık, özel taksimiz oldu bütün gün, her yerini gezdik şehrin ve  35 TL ödedik sadece!!! O kadar söyleyeyim size. 

Yine aynı şekilde Allah'a emanet bir tekne ile kanal gezisi yaptık. Şehrin ortasından kanal geçiyor. Şehri, boydan boya tekneyle geziyorsunuz. Su leş gibi, su kenarında harabe evler, suda Komodo Ejderi falan dolaşıyor. (5 metre mesafede gördük onu ve biraz korkmadık değil 😬😬😬!!!) Acayipti, çok farklıydı... Yazıya dökmem imkansız maalesef. Gitmeniz, yaşamanız lazım. 

A aaa yüzen market/büfeyi de unutmayalım. Minicik kayık gibi bir şeyle bir yerli kadın yaklaştı tekneye, bize meyve/içecek/hediyelik eşya sattı. O kadar değişik geliyor ki insana! Biz muz aldık o teyzeden, muzları da diğer tüm meyveleri gibi çok güzel 😍.

………………………………

Tayland'a gitmeden önce böcek yiyeceğim diye atıp tutuyordum sağda solda ama... Yok yemedi. Hahahaha 😅. Yan yana tepsilerde örümcek, akrep, solucan, çekirge kızartması vardı. Baktık, baktık, bir daha baktık ama yiyemedik. Bir tane bizim gibi bir turist akrep yedi gözümüzün önünde, ben neredeyse bayılacaktım 😷. Amaaa, yine bir sokak satıcısından aldığımız sebze kızartması gibi bir şey çok lezzetliydi, hakkını verelim. Tuvaletinde sabunu olmayan restoranlar vardı yalnız, işte o hiççç bana göre değildi!!!! Bunu da söylemeden geçemem.

Ping Pong Show da izledik gitmişken. Bilenler bilir, ben burada anlatamayacağım. Çok da görülmesi gereken bir şey değil bence. Ben, dansöz eğlencesine bile karşı olduğum için bana hiç hitap etmedi. Çalışan kızların da sürekli yapışması ve bahşiş istemesi de ayrıca sinir bozucuydu. Gittiğimiz bar da pek kaliteli değilmiş, o da fark yaratıyordur belki. Aman neyse işte! Ben sevmiyorum böyle şeyleri.

......................................

Tatilimizin Bangkok’tan sonraki destinasyonu Pattaya idi. Pattaya’da file bindik 😊😊😊!! Hatta ben fili 20 dakika falan sürdüm. Adını hiç bir zaman unutmayacağım herhalde. "Dono" idi sevimli filimizin adı. Adını söylediğinde kendine has garip sesler çıkarıyor 😋. Yalnız, fil gezisi bitip de platforma indiğimizde garip bir şey oldu. Dono sürekli hortumunu uzatmaya başladı bize doğru. Biz de kendini sevdirmeye çalışıyor zannettik. Halbuki, bahşiş istiyormuş!!! Hahahaha gerçekten! Parayı hortumuyla alıp, sırtında oturan terbiyecisine uzattı. 

Biberonla balık besledik, değişik değişik kuşlar gördük. Yılan bile sevdik! Evet, doğru duydunuz, yılanı aldık boynumuza doladık. Ben biraz ürktüm tabii, resimlerim çok komik 😅. Fakat sonrasında dokundum yılana, sevdim yani baya baya. İnanamazsınız, derisi o kadar güzel ve yumuşak ki! İpek gibi gerçekten. Bu arada aslında bu tip yerlerin yani Hayvanat Bahçesi, Doğal Yaşam Parkı gibi yerlerin acımasızlık olduğunu bir kez daha anladık. Taylandlılar hayvanları çok seviyor ve asla keyfi zarar vermiyorlar ama Hayvanat Bahçesi, Doğal Yaşam Parkı gibi yerlerdeki hayvanlar esir! İşin doğrusu bu. Kuşlar ayaklarından kelepçelenmiş, timsahlar bütün gün gösteri yapıyor. Kaplanlar uyuşturulmuş... Biz üzüldük açıkçası buraları gezdikten sonra, bir daha da hiç bir yerde gitmemeye karar verdik.

Burada söylemeden geçemeyeceğim iki şey var. Birincisi, bir gece pazarında karşılaştığımız Lemur! Allah'ım o ne güzel bir yaratık öyle. Bakmalara, sevmelere doyamadım. Dünyanın en şirin hayvanı. Tabii yine aynı konuya dönecek olursak, o Lemurcuk da bütün gece onun bunun kucağında dolaşıp, resim çekiliyor. Böyle bir şey istiyor mu acaba hayvancağız?? İnsanın içini burkan sorular.

İkincisi; Hayvanat Bahçesi, Doğal Yaşam Parkı gibi yerlerden birinde bir gölet vardı. Gölette timsahlar keyiflerince dolaşıyor. Bunlar gösteri timsahı değil, nispeten daha bağımsız bir hayat yaşıyorlar yani. İstersen tavuk falan atıyorsun onlara parayla vs. Normalde de besleniyorlar tabii. Benim kanımı donduran ise rehberin bize anlattığı bir şey oldu. Taylandlı bir kız, bizim geziden kısa bir süre önce, hayatının bir değeri olmadığına karar verip, o timsah dolu gölete atlayarak intihar etmiş! Bedenim bari bir işe yarasın demiş ve atlamış. Düşünebiliyor musunuz arkadaşlar?? Ayy bak yazarken fena oldum yine...

..........................................

Pattaya'ya gitmişken Mercan Adası'na gitmemek olmazdı elbette. 8 kişi tekne kiraladık ve bir tam günümüzü Mercan Adası'nda geçirdik. Ben denizden çıkmak bilmedim. Amaa... Bir yandık, bir yandık sormayın. Her tarafımız soyuldu, iki gün boyunca kavrulduk. Alnım falan soyuldu benim, hastalıklı gibi oldum resmen 😐. Kiloyla nemlendiricilere bulandık sonra. Demiştim ya güneş daha dik geliyor, dolayısıyla daha etkili. Öyle saatlerce güneşin alnında kalmamak gerekiyormuş demek ki!

Pattaya'da, turdan arkadaşlar da edindik. Bizim gibi üç çift vardı, hepsi birbirinden tatlı. Bir kaynaştık onlarla, bir daha kopmadık. İki çift İstanbul'dan, bir çift Ankara'dan, bir de biz İzmir'den... Güzel bir ekip olduk. Pattaya'da kaldığımız günler boyunca hemen hemen hep birlikte dolaştık. İnşallah bir gün bir şekilde yine bir araya geliriz 🙏. 

Altını çizeyim; Mercan Adası turunu, Hayvanat Bahçesi turlarını ve diğer tüm turları biz ayarladık bu arada. Rehberin düzenlediği turlardan 3 kat falan daha ucuza geldi! Ayrıca, kendi keyfimize göre programlamış olduk turları. Nerede, ne kadar istersek o kadar kaldık. Size tavsiyem; Tayland'a giderseniz, önce rehberin tur programını edinin, sonra da şehirdeki turizm acentalarına gidip fiyat alın. Göreceksiniz, çok daha ucuza ve keyfinize göre gezeceksiniz. Biz böyle yaptık ve çooook memnun kaldık. 

İşte böyle arkadaşlar Tayland! Anlat anlat, yaz yaz bitmez. En çok paylaşmak istediklerimi aktarabildim sanıyorum. Şükürler olsun bu güzel tatili bize yaşatana...

Kendinize dikkat edin, görüşmek üzereeeee 💙💚💛💜