Merhaba Dostlar!
Yeni masalımın ilk yarısını sizlerle paylaşmak istedim. Bakalım nasıl bulacaksınız? Masalın dilini sevdiniz mi? Sizi merak ettirdi mi? Lütfen benimle paylaşın. 😊
Görüşmek üzere... 💕
-------------------------
Zamansız zamanların birinde, uzak köylerin en uzağında
Rüzgar diye küçük bir kız yaşarmış. Rüzgar’ın kocaman ve onu çok seven bir
ailesi varmış. Üç kardeşin en küçüğüymüş Rüzgar. Ondan büyük iki abisi varmış.
Büyükannesi ve büyükbabası da onlarlar birlikteymiş. Annesi, babası ve bir de
çok sevdiği köpeği Süt varmış yanında. Daha ne olsun? Tüm ailesi onu çok
severmiş, Rüzgar da onları çok severmiş. Birlikte mutlu bir hayat sürerlermiş.
Rüzgar ve ailesinin evi ülkedeki en büyük dağın
eteğindeki bir köydeymiş. Evlerinin hemen yanından yemyeşil bir dere akarmış. O
dereden çıkan kaplumbağalar, yengeçler bir yolunu bulup yavaş yavaş Rüzgar’ın evine
misafirliğe gelirlermiş. Rüzgar hiçbir hayvandan korkmaz, Süt’ü ne kadar çok
seviyorsa bütün hayvanları da o kadar çok severmiş.
Baba oduncuymuş. Her sabah erkenden ormana gider, akşama
kadar artık bu dünyadan göç etmek üzere olan yaşlı ağaçları kesermiş. Sadece en
yaşlı, ölmek üzere olan ağaçları kesermiş. Asla genç ve sağlıklı ağaçlara
dokunmazmış. O yüzden, ormanın dengesi hiçbir zaman bozulmazmış. Orman hep
yemyeşil ve gür ağaçlarla dolu, neşeli bir orman olarak bir sürü hayvana ev
sahipliği yapmayı sürdürürmüş.
Ağabeyleri de her gün okula giderlermiş. Rüzgar daha
küçük olduğu için okula gitmiyormuş. Ancak, bir an önce büyüyüp ağabeyleriyle
okula gitmeye can atıyormuş.
Büyükbaba günlerinin çoğunu köyün içinde geçirirmiş.
Köyde anne, babası olmayan çocuklar varmış. Büyükbaba sabahtan akşama kadar
onlarla ilgilenir, onlara masallar anlatırmış.
Büyükbaba, baba ve ağabeylerin eve gelmesi karanlık
çöktükten sonrasını bulurmuş. Bu saate kadar Rüzgar, annesi ve büyükannesi ile
evde olurmuş. Tabii ki Süt de onlarlaymış. Büyükanne, şifalı otları çok iyi
bilirmiş. Babaya tarif edermiş, baba da ormandan şifalı otları toplar
büyükanneye getirirmiş. Büyükanne o otlarla her derde deva merhemler, şuruplar
yaparmış. Köyde kim hastalansa ilk önce büyükanneye gelirmiş. Büyükanne de
hemen hastayı iyileştirirmiş. Tam bir oda dolusu merhemi, şurubu varmış
büyükannenin. Bütün günlerini merhem, şurup yaparak geçirirmiş.
Anne ise ev işleri ile ilgilenir, evlerinin her zaman
temiz ve sıcacık olması için uğraşırmış. Birbirinden lezzetli yemekler yapar,
boş zamanlarında da Rüzgar ile oyunlar oynarmış.
Rüzgar ve ailesinin evinin hemen yanından ormana giden
dik bir patika varmış. İlkbaharda, patikanın iki yanı dağ çilekleriyle dolu
olurmuş. Rüzgar, annesi ve Süt hep birlikte patika boyunca yürür ve dağ çileği
toplarlarmış. Fakat ormana girmeden dönerlermiş. Rüzgar’ın annesi ormandaki
hayvanlardan korkarmış. Rüzgar hiç korkmazmış ama annesi çok korkarmış.
Sevmemek değilmiş onun korkusu. Aslında hepsini çok severmiş, hiçbir hayvan
zarar görsün istemezmiş ama hayvanların yakınında olmaya çok korkarmış. Süt’e
bile çok yaklaşmazmış. Uzaktan severmiş.
Rüzgar annesinin bu korkusuna anlam veremezmiş ama
elinden de bir şey gelmezmiş. Annesinin tam tersiymiş Rüzgar. Hiçbir hayvandan
korkmazmış. Yengeçleri okşar, kaplumbağaları öpermiş. Süt’e öyle bir sarılırmış
ki köpekçik neredeyse kıpırdayamazmış. Böcekleri
bile severmiş Rüzgar. Kimsenin böcekleri öldürmesine izin vermezmiş. Hemen
böceği yakalar, avucunun içinde korur. Sonra koştura koştura dışarı çıkıp
böceği toprağa bırakırmış. Ve şöyle dermiş:
“Senin evin
burası minik böcek! Toprakta olmalısın, bizim evin içinde değil. Hadi şimdi
ailenin yanına git ve insanların evine girme bir daha e mi? Kimsenin seni
öldürmesini istemiyorum.”
Rüzgar çok severmiş hayvanları. Çok! Mümkün olsa bütün
hayvanları evine toplayıp, sabahtan akşama kadar onlarla oynayabilirmiş. Herkes
severmiş hayvanları ama Rüzgar herkesten çok severmiş. Rüyalarında bile
keçilerle, kangurularla ip atladığını; kurtlarla, sırtlanlarla saklambaç
oynadığını görürmüş. Fillerin hortumları sayesinde ağaçlara tırmandığı,
maymunlarla misafircilik oynadığı rüyalar en çok sevdiği rüyalarmış.
O yüzden ne zaman evlerinin yanındaki dereden kaplumbağa ve
yengeç çıkıp gelse, Rüzgar hemen Süt’ü de onların yanına yere oturtur, oyuncak
çay takımlarını çıkartır, misafircilik oynarmış onlarla. Süt de kaplumbağa ve
yengece hiç zarar vermezmiş. Önce bir koklar, sonra uslu uslu yerine otururmuş.
Uzun uzun,
yalancıktan çay içermiş onlarla Rüzgar. Bir yandan da hiç susmaz,
sürekli bir şeyler anlatırmış hayvanlara. Hayvanlar da sanki anlarmış Rüzgar’ı.
Hiç kıpırdaman dururlarmış yerlerinde. Ta ki annesi Rüzgar’ı çağırana kadar
oyun devam edermiş. Anne çağırınca Rüzgar usulca kalkar, çay takımlarını toplar,
annesinin yanına gidermiş. Süt de onu takip edermiş. Yengeç ve kaplumbağa ise
dereye geri dönerlermiş.
Günler çok keyifli geçiyormuş Rüzgar
için. Ailesini de evini de çok seviyormuş. Çok şanslı, küçük bir kız olduğunu
düşünüyormuş.
Ancak, bir gün kötü bir şey olmuş.
Sabahın erken saatlerinde Rüzgar ve ailesi kahvaltı ediyorlarmış. Kapı çalmış
hızlı hızlı. Kimmiş ki gelenler sabah sabah? Anne, hemen kapıya koşmuş.
Gelenler, köyün koruyucularından üç tane adammış. Rüzgar’ın babası yaşlarında
güçlü, kuvvetli üç tane adam.
Korkmuş bir halleri varmış gelen
adamların. Anne, hemen içeri buyur etmiş. Birer çay ikram etmiş gelen adamlara.
Gelen adamların en yaşlısı biraz soluklandıktan sonra öne doğru eğilmiş ve hem
heyecanlı hem şaşkın bir şekilde anlatmaya başlamış:
“Kusura
bakmayın, sabah sabah sizi de telaşlandırdık. Ancak, çok kötü bir şey oldu.
Ormandan köye bir ayı inmiş. Bağıra bağıra dolaşıyor köyde. Köy halkı ne
yapacağını bilemiyor. Herkes kaçacak delik arıyor. Ayı o kadar çok bağırıyor ki
kimse yanına yaklaşmaya cesaret edemiyor.”
Bunu duyan Rüzgar ve ailesi ne diyeceklerini
bilememişler. Bu köyde daha önce hiç böyle bir şey yaşanmamış. Herkes şaşırmış
bir şekilde birbirine bakakalmış. Köyün en yaşlı koruyucusu devam etmiş:
“Biz de köy
koruyucuları olarak toplandık ve bir karar verdik. Bu ayıyı durdurmak için bir
şeyler yapmamız lazım. Bu gece, köyün bütün erkekleri ile birlikte ayıyı
arayacağız ve bulacağız. Bulduktan sonra da öldüreceğiz. Başka çaremi yok. Biz
onu öldürmezsek, o bize zarar verecek.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder