Selam tatlı arkadaşlarım!
Bugün, son ortaokul yazımla huzurlarınızdayım. Aslında, bir tane daha küçücük bir not var. Onu da yayınlarım sonra ama dediğim gibi yazı olarak kabul edilmez, küçük bir not.
Aşağıdaki yazım bir ödev yazısı değil anladığım kadarıyla. İçimden gelmiş, yazmışım. Bakalım sizin düşünceleriniz ne olacak?
Tarih: 13.03.1997
Ağlamak Yok
Ben, güçlü insanları severim. Sadece dış görünüş olarak değil, karakter bakımından da. Karşılaştığı en ufak bir problemde yıkılan, ulu orta yerde ağlayan, her yeniliğe çekinerek yaklaşan, doğruyu söylemekten kaçınan... Kısacası, zayıf karakterli insanları yadırgarım. Açıkçası, ben de öyle olmak istemezdim. Hayatımın şu bölümüne kadar; yaşadığı bir sürü probleme karşı hala ayaklarının üzerinde dimdik duran ve gülümseyen, elinden geldiği kadar şanssızlıklarıyla, hatalarıyla savaşan ve onları yenen insanlara hayran olmuşumdur. Tamam ben de hiç üzülmeyen, hiç problemleri kendine dert etmeyen, her zaman hayata pembe gözlüklerle bakan biri olduğumu iddia etmiyorum. Fakat her geçen gün daha iyimser daha güçlü bir yapıya sahip oluyorum. Tabii ki her insan zaman zaman ağlar, acı çeker. Kimse doğumdan ölüme mutlu yaşamaz. Önemli olan o acıyı, üzüntüyü atlatıp tekrar eski mutlu kişiliğine dönmek!
Ben de çok üzüldüm, çok ağladım. Bir sürü sıkıntım, acım oldu. Herkes gibi. Eskiden en ufak bir olayda ağlayarak annemin yanına koşardım. O da her seferinde bir çıkış yolu bulurdu bana. Canım annem... Şimdi yine gidip konuşurum annemle dertleşirim ama yardım istemek için değil. Yakın arkadaşlarımla olduğu gibi içimdekileri söylemek için. Artık, kendimi geliştirmem lazım. Kendi kendimi kurtaracak, kötülüklerle yüzleşecek yaşa geldim. Doğasından ötürü yerinden kıpırdayamayan ve birilerinin onu sulamasını bekleyen bir çiçek olarak kalmak istemiyorum.
😁😁😁 Jemmoo bu yazıyı okuyunca baya eğlenecek. Bütün bu yazdıklarımı yalayıp yutmuş, üstüne de su içmişim. 😆 Yazının başlığı "Ağlamak Yok" ama ben gelmiş geçmiş en ağlak insanlardan biriyim. Ve asıl önemli nokta ise ağlamanın ya da çok güçlü olmamamın kötü bir şey olduğunu, bir dezavantaj olduğunu düşünmüyorum artık. Belki de ağlayabilmek, bir şeyleri yapamadığını itiraf etmek, yardım istemek, çaresiz kaldığını söyleyebilmek... Belki de bunlar zayıflık değildir.
Bir de esaslı bir başka konu daha var. Başkalarını yargılamak/yadırgamak konularında da dikkatli davranmak gerek. "Kınadığını yaşamadan ölmezsin." diye boşuna dememiş atalarımız.
Son cümlemi çok beğendim yalnız. Tamamen kendi kelimelerim mi yoksa bir yerlerden esinlenmiş miyim hiç bilmiyorum. Ne olursa olsun, hoşuma gitti.
Velhasıl dostlar, 1997'de yazdıklarımın hiçbirine katılmıyor değilim ama benim için artık önemli olan huzurlu ve mutlu olmak. Çok şükür bin şükür ki öyleyim. 🙏🙏🙏 Varsın kim ne istiyorsa onu düşünsün.
Hepinize iyi hafta sonları diliyorum...
Sevgiyle,
💝