Biraz tozlu sandıkları kurcaladım. 12 sene önce yazdıklarım çıktı karşıma. İlk olarak aşağıdaki yazımı paylaşmak istiyorum, içim cız etti. 25. doğum günümden hemen önce yazmışım. Şaka gibi değil mi ya? Bir tuhaf oldum. Nasıl anlatayım bilmiyorum. İyisi mi siz okuyun. Sene 2006, günlerden 27 Ekim…
“Yarın 25'e giriyorum İnşallah 😊! 24 yılın sonunda kendimi daha iyi tanıyorum. Meğer ne kadar çok sevme meraklısıymışım. En nefret ettiklerimi bile severmişim ben aslında.
Görüşmemeyi kendi tercih ettiğim insanları bile bir yanım özlermiş hep. Ben onların yokluklarını sevmişim, çocukluğumda tertemiz kalsınlar diye.
Büyük haksızlıklara uğradığım, karşılarında paramparça olduğum insanları da çok sevmişim. Hem de ne sevmek! Ana gibi, baba gibi bir yerde... Hani nasıl insan ömrünün sonuna kadar anasını babasını sever ya, her ne olursa olsun parçalarıdır onlar onun, işte öylesine sevmişim ben de! Affetmeyerek ama ömür boyu sevmesine sevmişim...
Birbirimizden gideli çok olan ama her yere kalbimde taşıdığım bu insanlar “ben” olmuşlar bir yerde, “bende” kalmışlar. Yarın, hep birlikte küllerimizden yeniden doğacağız! Doğum günümüz kutlu olsun...”
Yıllar sonra bu yazıyı tekrar okuyunca ne hissettim biliyor musunuz? 12 sene önceki kendimi mıncıklayasım geldi. Hahahaha gerçekten! Hiç değişmiyor insan. İsterse 112 yıl geçsin!
Hep seveyim ben. Ne olursa olsun hep seveyim. Hiçbir kırgınlık, hiçbir haksızlık, hiç kimse sevmeyi alamasın benden! En kötü anlarda bile sevecek bir şey bulayım, kalbim kararmasın. Yaradanı ve tüm yaratımını koşulsuz seveyim her zaman.
Ve umarım siz de...