İyi ki Geldin!

İyi ki Geldin!
Burası benim son derece genel, özel alanım; umuma açık, gizli odam. Hoş geldin :)))

20 Temmuz 2024 Cumartesi

Babam... Dağ Gibi Babam...

Babacığımı kaybettim. 27 Mayıs 2024, Pazartesi. Aylardır blog yazmamamın sebebini açıklamama gerek yok herhalde. Şu an bile elim varmıyor yazmaya ama bir yandan da onu ne kadar çok sevdiğimi yazıya dökmek istiyorum. Söz uçarsa da yazı kalsın. Dünyanın sonuna kadar babamı ne kadar çok sevdiğim ve ne kadar çok özlediğim bu sayfada sabitlensin.

Seni çok seviyorum babacığım. Ne varsa hepsini affettim. Tüm hakkım helal olsun. Güzel Allah’ım seni cennetinde meleklerle eylesin.  Ben senden razıyım, O da senden razı olsun. O kadar iyi kalpli bir insandın ki… İyiliklerin karşılığını bulsun İnşallah.

Fabrikanın bahçesinde baktığın hasta yavru köpekler öldüğü için ağladığını dün gibi hatırlıyorum. Cenazeden sonra ilk ziyaretine gittiğimde bir köpekçik vardı mezarının orada. Seni yalnız bırakmıyorlar çok şükür. Ben de mama götürdüm, teşekkür ettim güzel gözlü köpekçiğe.

Cenazeye gelen, arayan soran herkes ne iyi bir insan olduğunu söyledi tekrar tekrar. Ve de ne kadar kıymetli bir mühendis. İzmir çukurunda senin üstüne yoktu. Senin de dediğin gibi 50 sene hizmet ettin vatanımıza. Ne büyük gurur benim için…

Her gün ağlamıyorsam artık sakın sanma acım hafifledi. Sadece etrafımdakileri üzmek istemiyorum daha fazla. Bir de Güneşışığım çok etkileniyor ben ağlayınca. Ne yapayım işte, sana layık bir evlat olmaya çalışıyorum. Elimden geldiğince.

Güneşışığım hala seni soruyor. Uzaklara gitti diyorum. Uf oldun, uzaklara gittin. İyileşeceksin. Aslında doğru. Bu dünyadan göçen herkes, gittiği yerde iyileşecek.

Sana veda ederken çok huzurluydun babacığım. Mışıl mışıl uyuyordun. Tüm sıkıntıların geçmişti. İyileşmeye başlamıştın bile. Yanakların soğuktu ama kalbin hep sıcacık biliyorum. Çünkü sen dünyanın en merhametli insanlarından biriydin.

Sayfalarca yazmak istiyorum ama yapamayacağım galiba.

Babamın çok değerli, çok yakın arkadaşlarından Celil amcamın; babamın bu dünyaya gelişini, var oluşunu ve en nihayetinde güzel Allah’ımın yanına dönüşünü onurlandırmak için hazırladığı anı dosyasının son paragrafına Celil amcamın yerine yazdığım gibi bitireceğim:

Memleketimizin en kıymetli mühendislerinden biri, Sanem'in birtanecik babası, çok değerli arkadaşımız Suat'ın; cennette huzur içinde olmasını diliyoruz. Tekrar görüşünceye kadar hoşça kal baba, dede, eş, vatansever ve arkadaş Suat...

Hoşça kal babacığım. Seni çok seviyorum.

Ve bana gökyüzünden gülümsediğini, göz kulak olduğunu biliyorum.

9 Mart 2024 Cumartesi

İçimden Öyle Geldi

Bugün aklıma ne gelirse onu yazacağım. Cümleler nasıl ve hangi sırayla dökülürse. İçimden öyle geldi.

Önce içimi en çok acıtan kelime ile başlıyorum. "Kıymak" kelimesi. Kelimenin fiil hali daha doğrusu. Geçenlerde Jemmoo ile dışarda çay içerken fark ettim. Çok acıtıcı bir kelime bana göre. "Canına kıymış..." derken mesela. Çok acıtan tarafı kıyılanın yapabileceği hiçbir şey olmaması. Bir insan canına kıydığında; zavallı bedeni ne kadar düzgün çalışıyor olsa bile, ne kadar sağlıklı olsa bile elinden hiçbir şey gelmez ve ona kıymak isteyen ruh bedeni öldürür. Ve beden çürür, yok olur, ebediyete gider. 

Belki bu sebepten hayatta en çok korktuğum şeylerden biri de kürtajdır. Allah kimsenin başına vermesin. Karnındaki minicik canın senin tercihine boyun eğmekten başka hiçbir şansı yok. O yüzden çok korkarım. Ve fakat geçenlerde okuduğum dini bir paylaşıma yapılan yorum içimi ferahlattı bu korkumla ilgili. Kürtajla ilgiliydi anladığınız üzere. Bazı akıl fukarası cahil insanlar kürtaj dinen günah diye kendi kendilerine bebek düşürmeye çalışıyorlarmış. Vajinadan şiş sokmak gibi kan donduran yöntemler bile varmış. Yorumlardan biri çok hoşuma gitti, çok bana hitap etti daha doğrusu. Diyor ki: "Gerçekten inanıyorsanız, düşürmeye çalışmanın da günah olduğunu bilmeniz lazım. Ama merak etmeyin; siz o bebeği istemiyorsanız, Allah emanetini bir şekilde geri alır. Siz sadece güvenin, başka bir şey yapmanıza gerek yok." Nasıl yüreğim serinledi. Evet, doğması hayırlı olmayacak bebeği Allah geri alır. Buna inanmak ve teslim olmak lazım. Size belki saçma gelecek ama ben inananlardan olduğum için tüm taşlar yerine oturdu.

Doğması gerekiyorsa da doğacaktır. Böyle deyince aklıma babam gelir her zaman. Rahmetli amcam Down Sendromlu doğduğu için babaanneciğim babamı düşürmeye çok çalışmış. Hoplaya zıplaya merdiven inip çıkmış. Düşmemiş. Sıkı sıkı tutunmuş bebek babam. Şükürler olsun. Ve güzel vatanımıza değer katan çok kıymetli bir mühendis olmuş. Ve ben olmuşum. Çok şükür. Ve Güneşışığım olmuş. Bin şükür.

Rahmetli babaannemden bahsedince aklıma bu sefer de en güzel anılarımdan biri geliyor. Antalya'da babaanneciğimle öğlen uykusuna yattığımız zamanlar. Beli ağrıyor diye çok sert olan yatağında yan yana uzanırdık. Eski evlere has yüksek, mermerli pencereden ılık ılık rüzgar eserdi. (Adı ne bilmiyorum, pencerenin önünde mermer vardı. Rahat rahat oraya oturabilirdik. Hatta annem oraya oturup sigara içerdi.) Babaannem her öğlen bana aynı hayalini anlatırdı. Düğünümün nasıl olacağını, benim nasıl bir gelinlik giyeceğimi ve bana hangi aile yadigarlarını takacaklarını... Ben de mest bir şekilde onu dinlerken uyuyakalırdım. Çok yaşlıydı. Düğünümü asla göremeyeceğini biliyordu. Ama biz o düğünü onunla defalarca yaşadık.

Çok hoşuma giden şeylerden devam edeyim. Geçen hafta bizim çarşıda işim vardı. Karşıyaka Çarşısı'nı ne kadar çok sevdiğimi tekrar fark ettim. Her şeyiyle tamamen eskiyi hatırlatan o dar pasajlardan birinde işim vardı. Bileyici dükkanına gitmiştim. Pasajın karşısında yılların eskitemediği başka bir iş hanı. Çıktım dönüyorum, turşu dükkanından mı geliyordu başka bir dükkandan mı anlamadım, "Don't Speak!" radyoda. Kalbim sıcacık oldu.

Bitirirken ise en büyük pişmanlığımı yazacağım. Anneannemin vefat etmeden önceki son zamanlarında ondan vazgeçtiğimi hissettirdiğime pişmanım. Çok pişmanım. Bugün olsa daha farklı davranır mıydım bilemiyorum. Bu bir davranış değil zaten. Hissiyat. Hissiyatımı sezdiğini, anladığını düşünüyorum. Üzülüyorum. Dayımı kaybettikten sonra hayat enerjisi hiç kalmamıştı canım anneannemin. Güneş ile avunuyordu ama yaşlı ve paramparça kalbine yetmiyordu kızımın merhemi. Ruh kendini bırakınca beden de bozulmaya başlıyor. Ya da ruh bedeni zorla bozuyor yukarıda değindiğim gibi. Kalbi teklemeye başladı, nefes alamama sorunları başladı. Ve ben de artık sona geldiğimizi kabul ettim. Daha önce de ölümden dönmüştü, 80 yaşında kalp ameliyatı olmuştu. Narkoz almıştı. Ama biliyordum iyileşeceğini. Asla kabul etmemiştim son olduğunu. Bu sefer de iyileşmeyeceğini biliyordum ve daha da kötüsü artık gitmesi gerektiğini biliyordum. Kabul ettim. O da bunu hissetti. 

Bir suçum olmadığını biliyorum aslında ama her zaman içimde o pişmanlık boşluğu kalacak. Çünkü onu hep özleyeceğim.

Bu aralar duygularım çok canlı ve algılarım çok açık. Ya da bilinçaltım çok aktif. Bilmiyorum. Yeni bir öyküye başlayacağım derken bir şiir döküldü zihnimden. Uyumadan hemen önce yine, Teta dalgaları yıkarken beni ve zamanı. Burada paylaşır mıyım bilemiyorum ama bir yerlerde okursunuz mutlaka bir gün.

İnsan olmak işte...

Şükürler olsun!