Kahveci dükkanı açabiliriz diye yazmıştım son bloğumda hatırlarsanız. Başta çok eğlenceli bir fikir gibi gelmişti. Aslında hala öyle fakat detayları düşününce yan çizmeye başladım. Neden derseniz... Temel olarak tek başıma öyle bir dükkanı idare etmem mümkün değil. Kendimi biliyorum, 09:00-18:00 çalıştığım ofis işlerinde bile kendime hiç zaman kalmadığını hatta hayatımın söz konusu ofiste çürüdüğünü düşünen bir profilim ben. E şimdi kendi dükkanım olunca temelli oraya çakılmam gerekecek. Doğal olarak! İlk başlarda ne kadar heyecanlı gelse de eminim bir süre sonra yine aynı monotonluk, gün dolduruyor olma hissiyatı saracak beni. Hem de kat kat fazlasıyla çünkü böyle bir dükkanı haftasonu da açmak lazım ki iş yapsın. Ayrıca, akşam 18:00'de kapatıyorum diye bir şey de söz konusu olamaz. Falan filan... Bir çözüm bulunabilir mi? Gerçekten çok güvendiğim iki kişi olursa yanımda, evet bu bir çözüm olabilir. Birlikte çalışacak, çok güvenilir iki kişi bulmak da... Sanırım derdimi anlatabildim.
..........................................................................
Neyse hiiiiiç sorun değil. Alternatifler sonsuzdur ve önünde sonunda (eninde sonunda yanlışmış arkadaşlar, doğrusu buymuş ☺) en hayırlısı olacaktır. Buna inancım tam. Bugün birçok yere iş başvurusunda bulundum. Gerçekten severek, adanarak yapacağım iş ilanları bile vardı bir iki tane. Sığınmacılar ile ilgili saha çalışmaları gibi sosyal projeler vb. İçimde bugün başvurduğum işlerden biri olacak gibi bir his var. Bakalım hayırlısı 😇😇. Direkt kamu yararı ile ilgili bir sosyal projede çalışmak en çok istediğim iş. Gönüllü olarak kendi çapımda bir şeyler yapmaya çalışıyorum biliyorsunuz (TÜRGÖK'te gönüllü okuma yapmak gibi). Ancak, hem kendimi çok faydalı hissedeceğim hem de karşılığında para kazanacağım bir iş mükemmel olmaz mı??? MÜ-KEM-MEL!!! Neden olmasın? Bu "İşin Neşesi" kitabı beni baya motive etti vallahi. Jemmoo'nun annesi iyi ki vermiş bu kitabı bana. Kendi de bizzat cesaretlendirmişti beni zaten. İnşallah, İnşallah 🙏.
..........................................................................
Yeni bir iş serüvenimin sonunu oldukça merak ediyorum doğrusu 😃😃😃. Biraz da benim yapımdan kaynaklanıyor itiraf etmek ve kabullenmek lazım. Seviyorum hayatımda böyle heyecanları, değişiklikleri. Zaman zaman "es" vermeyi. Allah da beni böyle yaratmış 😰😰😰😰😰.
Şunu söylemeden geçemeyeceğim. Blog yazmaktan henüz para kazanmıyorum (kazanmak için girişimlerim devam ediyor 😎) ama beni gerçekten çoooook mutlu ediyor. Daha önce söyledim ama yine söyleyeceğim, hep söyleyeceğim. Bloğumu seviyorum ve iyi ki yazıyorum! Bunun için de aslında Jemmoo'ya teşekkür etmek lazım. O vesile oldu çünkü.
Not: Yazmaktan para kazanmak deyince aklıma geldi. "İçerik Bulutu" yazarlığı konusu ne oldu diye sorarsanız şayet ona da cevap vereyim. Açıkçası hiçbir şey olmadı çünkü fren lambası çakar modülü gibi bir konuda 500 kelimelik içerik üretmenizi istiyorlar ve karşılığında 10 TL, 15 TL falan kazanıyorsunuz. Almayayım, teşekkürler 😶.
Bugünlük bu kadar arkadaşlarrr, görüşmek üzere...
31 Mayıs 2017 Çarşamba
25 Mayıs 2017 Perşembe
Kahveci Dükkanı
Uzun zaman oldu yazamadım. Ne yaptım da yazamadım, çok mu yoğundum? Yooo... ama bazen böyle oluyor işte. Daha çok kitap okumaya adadım kendimi bu aralar. Jemmoo'nun annesinin verdiği iki tane kitabı okuyorum. Birini bitirdim daha doğrusu, ikinciyi de yarıladım gibi. Access Consciousness diye bir şey duydunuz mu bilmiyorum ama herhalde "Bdino?" yazarsam çoğunuza tanıdık gelecektir. (Bundan daha iyi nasıl olur? = Bdino?) Kimdir, nedir bu Access Consciousness? Ne istersek o oluruz, her şeyi gerçekleştirebilme gücü ve yeterliliği hepimizde var, yeter ki varsayımlarımızı katılaştırmayalım, diğer insanların empoze ettiği paradigmaları benimsemeyelim, farklı gerçekliklerin farkında olalım, kendi gerçekliğimizi yaratalım vs. manifestosu olan bir kolektif diyelim. İşte efendim bu topluluğun yayınlarından iki tane kitap bahsettiklerim. "Nasıl Para Olunur?" ve "İşin Neşesi" adlı kitaplar. "Nasıl Para Olunur?" bir Access Consciousness seminerinin basımı aslında. Konuşulan konular, sorulan sorular ilginç. Kitabı bitirir bitirmez para olmuyorsunuz tabii 😅ama değişik bakış açıları her zaman ilgimi çektiği için ve kitabı okurken alakasız konularda kendimi sorgulamamı sağladığı için hoşuma gitti. Kitapların temel amacı zaten bunlar bence. Diğer kitap daha çok biyografi tadında. Akıcı bir dili var ve hem esinlendim hem de hayranlık duydum desem yalan olmaz yani. Tam da yeni bir iş fikri gündemimize bomba gibi düşmüşken!
Tabii daha çok minik bir fikir ve ne olur, biter bilemiyoruz ama eğer her şey yolunda giderse ve KOSGEB'ten destek alabilirsem bir kahveci dükkanı açmayı planlıyoruzzzzz!!!!!! ☕☕☕☕☕☕🍩🍩🍪🍪🍪. Bu fikir o kadar çok hoşuma gitti kiii!!! Hemen anama, babama söyledim zaten😁😁😁😁😁. Mis gibi kahveler, lezzetli kurabiyler, kitaplar, dergiler, tablolar, süsler, mumlar... Küçük ve şipşirin bir dükkan 💟. Benim gerçekten çok sevdiğim bir, iki kahveci dükkanı var bu şekilde ve kendi dükkanımın olması fikri belki bu yüzden çooook hoşuma gitti. Sanıyorum, okuduğum kitabın ("İşin Neşesi") da bununla bir ilgisi var. Bu zamana kadar hiç kendi işimi kurmak gibi bir hayalim olmamıştı. Ama şimdi??? Neden bu kahveci dükkanı fikri bu kadar hoşuma gitti, bilemiyorum. Gerçekten beni heyecanlandırdı ve bu heyecanın kitapla bir ilgisini olduğunu düşünüyorum vallahi.
Bakalım, Cuma günü KOSGEB İzmir Müdürlüğü ile görüşmeye gideceğim. Sizi haberdar edeceğim merak etmeyin.
..........................
Kısa kısa notlar:
1. Daha önce Yunan vatandaşlığı için konsoloslukla görüşeceğim demiştim ya. Görüşemedik ama mailleştik. Kanuna falan baktık vs. Olmuyormuş öyle dedemgiller doğma büyüme Sakızlı diyerek arkadaşlar. Maalesef 😧.
2. Doktoraya geri dönmeye karar verdim. Af çıksın diye lobi faaliyetlerine katılıyorum 😅😅😅. Yüksek lisansta da böyle olmuştu. Önce kaydımı sildirmiştim, sonra aftan yararlanıp geri dönmüştüm. Var bende bir tuhaflık galiba hahahaha 😆😆😆😆.
3. Cuma günü sağ ayak başparmağımın tırnağını çektireceğim. Çok korkuyorummmmmmm 😰😰😰😰😰😰😰😰😰😰😰😰😰😰😰😰. Sanırım bu konunun çok detayına girmeyeceğim.
4. Veee günün mottosu: Beklenti yok, plan/program yok! Bu şartlar altında mutlu olmak çok daha kolay!!
Haydinn görüşmek üzereeee 😊...
Tabii daha çok minik bir fikir ve ne olur, biter bilemiyoruz ama eğer her şey yolunda giderse ve KOSGEB'ten destek alabilirsem bir kahveci dükkanı açmayı planlıyoruzzzzz!!!!!! ☕☕☕☕☕☕🍩🍩🍪🍪🍪. Bu fikir o kadar çok hoşuma gitti kiii!!! Hemen anama, babama söyledim zaten😁😁😁😁😁. Mis gibi kahveler, lezzetli kurabiyler, kitaplar, dergiler, tablolar, süsler, mumlar... Küçük ve şipşirin bir dükkan 💟. Benim gerçekten çok sevdiğim bir, iki kahveci dükkanı var bu şekilde ve kendi dükkanımın olması fikri belki bu yüzden çooook hoşuma gitti. Sanıyorum, okuduğum kitabın ("İşin Neşesi") da bununla bir ilgisi var. Bu zamana kadar hiç kendi işimi kurmak gibi bir hayalim olmamıştı. Ama şimdi??? Neden bu kahveci dükkanı fikri bu kadar hoşuma gitti, bilemiyorum. Gerçekten beni heyecanlandırdı ve bu heyecanın kitapla bir ilgisini olduğunu düşünüyorum vallahi.
Bakalım, Cuma günü KOSGEB İzmir Müdürlüğü ile görüşmeye gideceğim. Sizi haberdar edeceğim merak etmeyin.
..........................
Kısa kısa notlar:
1. Daha önce Yunan vatandaşlığı için konsoloslukla görüşeceğim demiştim ya. Görüşemedik ama mailleştik. Kanuna falan baktık vs. Olmuyormuş öyle dedemgiller doğma büyüme Sakızlı diyerek arkadaşlar. Maalesef 😧.
2. Doktoraya geri dönmeye karar verdim. Af çıksın diye lobi faaliyetlerine katılıyorum 😅😅😅. Yüksek lisansta da böyle olmuştu. Önce kaydımı sildirmiştim, sonra aftan yararlanıp geri dönmüştüm. Var bende bir tuhaflık galiba hahahaha 😆😆😆😆.
3. Cuma günü sağ ayak başparmağımın tırnağını çektireceğim. Çok korkuyorummmmmmm 😰😰😰😰😰😰😰😰😰😰😰😰😰😰😰😰. Sanırım bu konunun çok detayına girmeyeceğim.
4. Veee günün mottosu: Beklenti yok, plan/program yok! Bu şartlar altında mutlu olmak çok daha kolay!!
Haydinn görüşmek üzereeee 😊...
17 Mayıs 2017 Çarşamba
İçimizdeki Hastalık
Bugün itiraflarda bulunmak istiyorum. Bazı söylemlerim haddini aşarsa ya da sizi üzerse affola 😌. Kompleksli olduğumuzu düşünüyorum, bir takım konuları aşamadığımızı, geçmişten gelen kayıtlarımız/kırgınlıklarımız olduğunu ve bu yüzden o hassasiyet duyduğumuz konularda sürekli ve bazen doğal olmayan bir şekilde iyileştirme çabalarımız olduğunu düşünüyorum.
En başta kendimden biliyorum tabii ki. Çok sağolsunlar, etrafımdaki insanların bir kısmı genelde dış görünüşümle ilgili iltifatlarda bulunurlar, beni mutlu ederler 💛. Beğenmelerinin en temel sebebi de formuma ve bakımıma özen gösteriyor olmam, süslü püslü olmam ve giyinmeyi, kuşanmayı sevmem elbette. Dünya doğal güzellik birincisi değilim yani hahahaha 😜😜😜. Demem o ki, ben kendime özel bir çaba harcıyorum insanlar beni beğensin diye. Evet, gerçek bu! Beğenilmek, güzel bulunmak istiyorum. Neden? Çünkü neredeyse tüm ortaokul ve lise döneminde gözlüklü, kaşları birleşen, okulun en uzun kızı, tam bir genç irisi olduğum için ve şımarık, züppe, zengin çocuklarının (Şimdi akıllı, uslu, kibar yetişkinler oldular. Bunu söylemem lazım.) acımasızca herkesle dalga geçtiği bir kolejde okuduğum için... Hoş, yazlık çevremde de aynı beğenilmeme ile karşılaşıyordum. Güzellik yarışması yapılmıştı, 3 kişi katılmıştık ve ben 3. olmuştum 😁😁😁😁😁. Gayet net hatırlıyorum, çok üzülmüştüm...
Velhasıl-ı kelam, bütün ergenliğim bana "Azman" ya da "Dana" diye seslenen erkek çocuklarının kalbimi kırmasıyla geçti. Ondan sonra da hemen kendime çeki düzen verdim. Kötü mü oldu kendime çeki düzen vermem? Hayır, elbette değil. İnsanlar, olabildiğince en iyi formlarında dolaşmalılar. Ben buna inanıyorum. Ancak, bu kırgınlıklarım/kayıtlarım yüzümden beğenilme dürtülerim fazla gelişti sanırım ve bu beni rahatsız ediyor. Hangi konuda olursa olsun insanlar tarafından beğenilmeyi takıntı haline getirmemeliyiz. Elimizden geleni yapmalıyız, o kadar. Sonra isteyen beğensin, istemeyen beğenmesin. Ayrıca, formülü de biliyorum işte. İsteyince oluyor. Kendine biraz dikkat eden, bakımlı, giydiğini yakıştıran herkes alımlı oluyor. Daha da önemlisi, o alım/çalım asla kalıcı bir şey değil, bir anda yok olup gidebilir. Asıl bunun bilincinde olmalıyız. Bakın 10 gün oldu, ayağımdaki yanık yaraları kabuk bile bağlamadı. Şişliklerim daha dün indi. Ayağım değil yüzüm yansaydı ne olacaktı? Allah kimsenin başına vermesin 🙏.
Yani, hiç bir konuda kendimizi beğendirmeyi takıntı haline getirmemeliyiz, sunileşmemeliyiz. Diyorum, diyorum ama en başta ben koşuyorum işte. Hem de bayrak taşıyorum 😅. Entelektüel anlamda da takıntı sahibiyim ben. Yüksek lisans ve doktora (Doktora bitmedi, belki bir gün biter...) zamanlarımda bazı hocalarım tarafımdan kör cahil, Allah'ın bilgisizi, donanımsızı, köyden gelmişi muamelesi gördüğüm için bu konuda da takıntılıyım. Yaşasınnn!!!! Hehehehehe, hadi o kadar abartmayayım. Bu süreçlerden geçen herkes bilir, ruhunuzu emen hocalar vardır her üniversitede. "Bu kadın/bu adam evinde ne yaşıyor da böyle olmuş?" diye sorarsınız. Zaten düşününce, ne kadar kötü olabilirim de bu muameleyi hak edeyim? Ben orada yüksek lisans/doktora yapıyorum, belli bir cehalet seviyesini geçmişim yani değil mi?? Bu bilinçle o kadar çok kırılıp, gücenmedim ama yine de o dönemleri çağrıştıran başlıklardan bir tartışma başladı mı herhangi bir ortamda, hala ve hala biraz geriliyorum. Çok saçma ama böyle! Ha öbür yandan bana ne kattı bu durum? Gayet sorgulayan, araştıran, okuyan bir birey oldum ve bundan da oldukça memnunum. Maalesef her okuduğum aklımda kalmıyor ama ne kadarı kalırsa kardır diyerek, tekrar tekrar bilmediğim konulara, terimlere bakmaktan asla yorulmuyorum 👍.
Bu içimdeki hastalık, ilişkimi yansıtmama da yansıdı. Jemmoo ile de defalarca konuştuk bunu. Farkındayım ve engel olamıyorum. Kendime de kızıyorum sonra fakat bazen ilişkimi ve mutluluğumu sosyal medyada paylaşmak için bastıramadığım bir istek duyuyorum. O kadar uzun bir süre sonra arzu ettiğim iletişimi ve ilişkiyi yakaladım ki, bugüne kadar "Sen düzgün birini bulamıcan bu gidişle!", "Kedili kadın olucan sen!" diyen herkesin gözüne sokmak istiyorum bunu. Diyeceksiniz, daha başka arızan yok mu? Hehehehehe şimdilik bu kadar. En rahatsız olduklarım bunlar en azından. Ve maalesef yalnız olmadığımı da biliyorum. Ben ve benim gibiler umarım en kısa sürede bu dış yanılsamalardan kurtulur, daha çok içine dönebilir ve duygu durumlarını dengeleyebilir. Hepimize, id, ego ve süperegomuzun optimum uyum, optimum dağılım/bütünleşme içinde olduğu sağlıklı, bilinçli yaşayışlar, kavrayışlar, oluşlar diliyorum.
Kendinize dikkat edin 😍😍😍.
En başta kendimden biliyorum tabii ki. Çok sağolsunlar, etrafımdaki insanların bir kısmı genelde dış görünüşümle ilgili iltifatlarda bulunurlar, beni mutlu ederler 💛. Beğenmelerinin en temel sebebi de formuma ve bakımıma özen gösteriyor olmam, süslü püslü olmam ve giyinmeyi, kuşanmayı sevmem elbette. Dünya doğal güzellik birincisi değilim yani hahahaha 😜😜😜. Demem o ki, ben kendime özel bir çaba harcıyorum insanlar beni beğensin diye. Evet, gerçek bu! Beğenilmek, güzel bulunmak istiyorum. Neden? Çünkü neredeyse tüm ortaokul ve lise döneminde gözlüklü, kaşları birleşen, okulun en uzun kızı, tam bir genç irisi olduğum için ve şımarık, züppe, zengin çocuklarının (Şimdi akıllı, uslu, kibar yetişkinler oldular. Bunu söylemem lazım.) acımasızca herkesle dalga geçtiği bir kolejde okuduğum için... Hoş, yazlık çevremde de aynı beğenilmeme ile karşılaşıyordum. Güzellik yarışması yapılmıştı, 3 kişi katılmıştık ve ben 3. olmuştum 😁😁😁😁😁. Gayet net hatırlıyorum, çok üzülmüştüm...
Velhasıl-ı kelam, bütün ergenliğim bana "Azman" ya da "Dana" diye seslenen erkek çocuklarının kalbimi kırmasıyla geçti. Ondan sonra da hemen kendime çeki düzen verdim. Kötü mü oldu kendime çeki düzen vermem? Hayır, elbette değil. İnsanlar, olabildiğince en iyi formlarında dolaşmalılar. Ben buna inanıyorum. Ancak, bu kırgınlıklarım/kayıtlarım yüzümden beğenilme dürtülerim fazla gelişti sanırım ve bu beni rahatsız ediyor. Hangi konuda olursa olsun insanlar tarafından beğenilmeyi takıntı haline getirmemeliyiz. Elimizden geleni yapmalıyız, o kadar. Sonra isteyen beğensin, istemeyen beğenmesin. Ayrıca, formülü de biliyorum işte. İsteyince oluyor. Kendine biraz dikkat eden, bakımlı, giydiğini yakıştıran herkes alımlı oluyor. Daha da önemlisi, o alım/çalım asla kalıcı bir şey değil, bir anda yok olup gidebilir. Asıl bunun bilincinde olmalıyız. Bakın 10 gün oldu, ayağımdaki yanık yaraları kabuk bile bağlamadı. Şişliklerim daha dün indi. Ayağım değil yüzüm yansaydı ne olacaktı? Allah kimsenin başına vermesin 🙏.
Yani, hiç bir konuda kendimizi beğendirmeyi takıntı haline getirmemeliyiz, sunileşmemeliyiz. Diyorum, diyorum ama en başta ben koşuyorum işte. Hem de bayrak taşıyorum 😅. Entelektüel anlamda da takıntı sahibiyim ben. Yüksek lisans ve doktora (Doktora bitmedi, belki bir gün biter...) zamanlarımda bazı hocalarım tarafımdan kör cahil, Allah'ın bilgisizi, donanımsızı, köyden gelmişi muamelesi gördüğüm için bu konuda da takıntılıyım. Yaşasınnn!!!! Hehehehehe, hadi o kadar abartmayayım. Bu süreçlerden geçen herkes bilir, ruhunuzu emen hocalar vardır her üniversitede. "Bu kadın/bu adam evinde ne yaşıyor da böyle olmuş?" diye sorarsınız. Zaten düşününce, ne kadar kötü olabilirim de bu muameleyi hak edeyim? Ben orada yüksek lisans/doktora yapıyorum, belli bir cehalet seviyesini geçmişim yani değil mi?? Bu bilinçle o kadar çok kırılıp, gücenmedim ama yine de o dönemleri çağrıştıran başlıklardan bir tartışma başladı mı herhangi bir ortamda, hala ve hala biraz geriliyorum. Çok saçma ama böyle! Ha öbür yandan bana ne kattı bu durum? Gayet sorgulayan, araştıran, okuyan bir birey oldum ve bundan da oldukça memnunum. Maalesef her okuduğum aklımda kalmıyor ama ne kadarı kalırsa kardır diyerek, tekrar tekrar bilmediğim konulara, terimlere bakmaktan asla yorulmuyorum 👍.
Bu içimdeki hastalık, ilişkimi yansıtmama da yansıdı. Jemmoo ile de defalarca konuştuk bunu. Farkındayım ve engel olamıyorum. Kendime de kızıyorum sonra fakat bazen ilişkimi ve mutluluğumu sosyal medyada paylaşmak için bastıramadığım bir istek duyuyorum. O kadar uzun bir süre sonra arzu ettiğim iletişimi ve ilişkiyi yakaladım ki, bugüne kadar "Sen düzgün birini bulamıcan bu gidişle!", "Kedili kadın olucan sen!" diyen herkesin gözüne sokmak istiyorum bunu. Diyeceksiniz, daha başka arızan yok mu? Hehehehehe şimdilik bu kadar. En rahatsız olduklarım bunlar en azından. Ve maalesef yalnız olmadığımı da biliyorum. Ben ve benim gibiler umarım en kısa sürede bu dış yanılsamalardan kurtulur, daha çok içine dönebilir ve duygu durumlarını dengeleyebilir. Hepimize, id, ego ve süperegomuzun optimum uyum, optimum dağılım/bütünleşme içinde olduğu sağlıklı, bilinçli yaşayışlar, kavrayışlar, oluşlar diliyorum.
Kendinize dikkat edin 😍😍😍.
12 Mayıs 2017 Cuma
Yıl Dönümü
10.05.2017 itibariyle Jemmoo ile bir seneyi devirdik. Gezmeli, eğlenceli, filmli, denizli, tartışmalı, bronşitli, yanıklı, ağrılı, gözyaşlı, kahkahalı, yüzüklü 💍, oldukça yoğun bir sene geçirdik aslında. Bir sene insan ömründe uzun bir yer tutmuyor elbette. Yine de az zaman değil arkadaşlar. Birlikte 1 yaş büyüdük! İkimiz de 10.05.2016'daki insanlar değiliz artık. Tamamen değiliz diyeyim, abartmayayım 😄.
Daha dün gece Jemmoo'nun dediği gibi yapmam dediğimiz şeyleri yaptık, söylemem dediğimiz şeyleri söyledik. O yüzden artık atıp tutmuyoruz kimsenin ilişkisi ile ilgili çünkü hayatın öngörülemez olduğunu birlikte anladık. Birçok badire atlattık aslında ve defalarca incecik kaldı o ip. Koptu artık diye düşündüğümüz her seferinde bir düğüm attık ve devam ettik.
Evet şu an ipimiz pürüzsüz ya da yepyeni değil. Biz de yeni değiliz artık zaten. Sorarsanız bana düğümsüz mü olsaydı o ip diye? 100 kere sorsanız 100 kere de yüzlerce düğümü olan bizim ipimizi tercih ederim. Ben okunmuş, yıpranmış, izlerle dolu kitapları severim. Biz bir kitabız bu büyük sahafta.
Daha kaç düğüm atacağız bilemiyorum. Geleceği bilmek mümkün değil ama şu ana kadar olan geçmiş çok güzeldi 💕. Kusurluluğun kusursuzluğu güzelliğinde! Evet hatalar yaptık, defalarca... Ben daha önce hep "Hatalarım benimdir!" derdim. Artık, "Hatalarımız bizimdir!" diyorum. Yanlışıyla, hatasıyla, kusuruyla... O benim Sekekama'm (bknz. Nat Geo 😅). Tabii ben de Matsumi 😎.
Yıl dönümümüz kutlu olsun, seni seviyorumm...
Daha dün gece Jemmoo'nun dediği gibi yapmam dediğimiz şeyleri yaptık, söylemem dediğimiz şeyleri söyledik. O yüzden artık atıp tutmuyoruz kimsenin ilişkisi ile ilgili çünkü hayatın öngörülemez olduğunu birlikte anladık. Birçok badire atlattık aslında ve defalarca incecik kaldı o ip. Koptu artık diye düşündüğümüz her seferinde bir düğüm attık ve devam ettik.
Evet şu an ipimiz pürüzsüz ya da yepyeni değil. Biz de yeni değiliz artık zaten. Sorarsanız bana düğümsüz mü olsaydı o ip diye? 100 kere sorsanız 100 kere de yüzlerce düğümü olan bizim ipimizi tercih ederim. Ben okunmuş, yıpranmış, izlerle dolu kitapları severim. Biz bir kitabız bu büyük sahafta.
Daha kaç düğüm atacağız bilemiyorum. Geleceği bilmek mümkün değil ama şu ana kadar olan geçmiş çok güzeldi 💕. Kusurluluğun kusursuzluğu güzelliğinde! Evet hatalar yaptık, defalarca... Ben daha önce hep "Hatalarım benimdir!" derdim. Artık, "Hatalarımız bizimdir!" diyorum. Yanlışıyla, hatasıyla, kusuruyla... O benim Sekekama'm (bknz. Nat Geo 😅). Tabii ben de Matsumi 😎.
Yıl dönümümüz kutlu olsun, seni seviyorumm...
6 Mayıs 2017 Cumartesi
Bir Unutulmaz (!) Hıdrellez
Şu an bu bloğu iki bacağımda
kısım kısım 1., 2. ve 3. derece yanıklarla ve burkulmuş bir ayak bileğiyle
yazıyorum. Neden? Çünkü bennn Hıdrellez gecesi ateşe düşmeyi başardım! 😞😞😞Hayır, yanlış duymadınız, Hıdrellez
eğlencesine katılalım derken az daha şişte kebap olacaktım!!!
Aslında her şey çok güzel başlamıştı. "Kardeş" ile beraber Parc Cérémonie Kilizman'da düzenlenen Hıdrellez etkinliğine gittik. Jemmoo İstanbul'daydı ve gece geç dönecekti, o yüzden katılamadı. Planımız, etkinlikten sonra hep birlikte Jemmoo'nun evinde buluşmaktı. O da o saate kadar dönmüş olacaktı. Ben, gecenin sonunda Jemmoo'yu göreceğim diye biraz süslü püslü olayım istedim. Etek giydim 😐. Altına da bildiğiniz opak çoraplardan. Kloş bir etek yani olur da ateşten atlamaya falan kalkarsam bana problem çıkarmayacaktı orijinal planda. Zaten ateşin anlık değmesi ile yanmak imkansız. Basit fizik. Herkes o yüzden kısa kısa elbiselerle, şortlarla patır patır atlamıyor mu ateşin üzerinden? Ancakkk, öngöremediğim şeyler varmış meğersem.
Dediğim gibi her şey çok güzel başladı. Güzel bir kalabalık, herkes rengarenk, hepimizin kafasında çiçeklerden taçlar, bileklerimizde kırmızı kurdeleler... Her yer yiyecek, içecek dolu. Falcı kabinleri bile vardı ve hatta önünde de kuyruk vardı. Havai fişek gösterileri falan. (Gerçi ben atmosfere ve uçan dostlarımıza zarar verdiği için sevmiyorum havai fişekleri, hemen notumu düşeyim buraya.) Profesyonel dansçılar çıktı ve saatlerce Roman Havası oynadılar. Yabancı dansçılar bile vardı. Biz de kalktık oynadık tabii ki 😏. Her şey harika, hatta "Kardeş" ile Roman Havası dersi alalım falan diye konuştuk.
Sonracığıma efendime söyleyeyim, ateşler yakıldı. Dı dı dıdın!!! Hadi dedik ateşlere bakalım. Bir tanesi daha küçüktü ateşin. Diğeri baya palazlanmıştı. İnsanlar başladı birer ikişer atlamaya. Biz de bir süre seyrettik, sonra hadi biz de atlayalım dedik. Önce küçükten atladık, gayet güzel. Atladıktan sonra benim ayakkabılarımın altı çakıl taşları yüzünden hafif kaydı ama sorun olmadı. Hemen toparladım. Sonra büyük ateşin oraya geldik, önce ben atlayacaktım ama ayakkabılardan korktum. O yüzden değiştik ayakkabıları "Kardeş" ile. Geçtim ateşin karşısına, "Kardeş" de beni videoya çekiyor. Bekledim biraz başka biri atlayacak mı diye. Yok. Sonra hızımı aldım ve koşmaya başladım veeee GÜÜÜÜÜÜÜMMMMMMMM!!!!!!!!!
Aslında her şey çok güzel başlamıştı. "Kardeş" ile beraber Parc Cérémonie Kilizman'da düzenlenen Hıdrellez etkinliğine gittik. Jemmoo İstanbul'daydı ve gece geç dönecekti, o yüzden katılamadı. Planımız, etkinlikten sonra hep birlikte Jemmoo'nun evinde buluşmaktı. O da o saate kadar dönmüş olacaktı. Ben, gecenin sonunda Jemmoo'yu göreceğim diye biraz süslü püslü olayım istedim. Etek giydim 😐. Altına da bildiğiniz opak çoraplardan. Kloş bir etek yani olur da ateşten atlamaya falan kalkarsam bana problem çıkarmayacaktı orijinal planda. Zaten ateşin anlık değmesi ile yanmak imkansız. Basit fizik. Herkes o yüzden kısa kısa elbiselerle, şortlarla patır patır atlamıyor mu ateşin üzerinden? Ancakkk, öngöremediğim şeyler varmış meğersem.
Dediğim gibi her şey çok güzel başladı. Güzel bir kalabalık, herkes rengarenk, hepimizin kafasında çiçeklerden taçlar, bileklerimizde kırmızı kurdeleler... Her yer yiyecek, içecek dolu. Falcı kabinleri bile vardı ve hatta önünde de kuyruk vardı. Havai fişek gösterileri falan. (Gerçi ben atmosfere ve uçan dostlarımıza zarar verdiği için sevmiyorum havai fişekleri, hemen notumu düşeyim buraya.) Profesyonel dansçılar çıktı ve saatlerce Roman Havası oynadılar. Yabancı dansçılar bile vardı. Biz de kalktık oynadık tabii ki 😏. Her şey harika, hatta "Kardeş" ile Roman Havası dersi alalım falan diye konuştuk.
Sonracığıma efendime söyleyeyim, ateşler yakıldı. Dı dı dıdın!!! Hadi dedik ateşlere bakalım. Bir tanesi daha küçüktü ateşin. Diğeri baya palazlanmıştı. İnsanlar başladı birer ikişer atlamaya. Biz de bir süre seyrettik, sonra hadi biz de atlayalım dedik. Önce küçükten atladık, gayet güzel. Atladıktan sonra benim ayakkabılarımın altı çakıl taşları yüzünden hafif kaydı ama sorun olmadı. Hemen toparladım. Sonra büyük ateşin oraya geldik, önce ben atlayacaktım ama ayakkabılardan korktum. O yüzden değiştik ayakkabıları "Kardeş" ile. Geçtim ateşin karşısına, "Kardeş" de beni videoya çekiyor. Bekledim biraz başka biri atlayacak mı diye. Yok. Sonra hızımı aldım ve koşmaya başladım veeee GÜÜÜÜÜÜÜMMMMMMMM!!!!!!!!!
Aynı anda karşıdan da biri koşmaya başlamış ve
her nasıl olduysa ikimiz de birbirimizi fark etmedik. Artık basiretimiz mi
bağlandı? Ne olduysa artık... Ateşin üstünde çarpıştık. Ve düştük. Ben ateşe
daha yakın bir yere düştüm ve opak çoraplarım kav gibi yandı saniyesinde ve pek
tabi bacaklarımı da yaktı 😔. "Kardeş" ve diğer herkes çığlık
çığlığa yanıma geldi. (Diğer arkadaşımıza hiçbir şey olmadı çok şükür.) Beni söndürmeye çalıştılar. Hemen paravan kurdular, ben
çoraplarımı çıkardım falan amaaaa iş işten geçmiş bile...
Tuvalete gittik, mekan sahibi kadıncağız hemen ekmek hamuru yaptı getirdi, sürdü bacaklarıma. Açıkçası acımı hafifletti ama aslında doğru bir şey değilmiş. Sonrasında Acil'e gittik zaten. Aslında hemen gitmeliydik.
Ekmek hamuru kazanına düşmüş bir şekilde Acil'de muayene oldum, pansuman yapıldı. Vesaire vesaire... Şimdi fena değilim ama sol ayağım kötü yanmış. En az bir hafta falan sürecek iyileşmesi. Hiç görmediğim deri katmanlarımı görüyorum şu anda! Subcutis (!) falan herhalde, öyle söyleyeyim. Ayrıca, aynı ayağımı burkmuşum da. Tadından yenmez oldu anlayacağınız. Neymiş efendim? Ateşin üzerinden atlayıp, dilek tutacakmışız. Yok bir daha ateş mateş. Ne Hıdrellez ateşi, ne Nevruz ateşi ne Beltane ateşi!!!
Tuvalete gittik, mekan sahibi kadıncağız hemen ekmek hamuru yaptı getirdi, sürdü bacaklarıma. Açıkçası acımı hafifletti ama aslında doğru bir şey değilmiş. Sonrasında Acil'e gittik zaten. Aslında hemen gitmeliydik.
Ekmek hamuru kazanına düşmüş bir şekilde Acil'de muayene oldum, pansuman yapıldı. Vesaire vesaire... Şimdi fena değilim ama sol ayağım kötü yanmış. En az bir hafta falan sürecek iyileşmesi. Hiç görmediğim deri katmanlarımı görüyorum şu anda! Subcutis (!) falan herhalde, öyle söyleyeyim. Ayrıca, aynı ayağımı burkmuşum da. Tadından yenmez oldu anlayacağınız. Neymiş efendim? Ateşin üzerinden atlayıp, dilek tutacakmışız. Yok bir daha ateş mateş. Ne Hıdrellez ateşi, ne Nevruz ateşi ne Beltane ateşi!!!
-------------------------------------
Bu arada
söylemeden edemeyeceğim, Acil'de benim gibi en az 20 kişi vardı ateşten
yaralanan. Allah hepimizi korusun ve tüm bu kazaların karşılığı dileklerimiz
kabul olsun İnşallah 🙏.
3 Mayıs 2017 Çarşamba
Metropolis
Geçen Cuma çok uzun süren bir İzban yolculuğu ile Metropolis'e
gittim.
(Torbalı
ilçesinde 1990’dan bu yana sürdürülen kazılarla gün ışığına çıkarılmaya
çalışılan Metropolis Antik Kenti, ilçeye bağlı Yeniköy ve Özbey mahalleleri
arasında yer alıyor. Metropolis’in tarihi, kentin yakınlarındaki Geç Neolitik
Çağ’daki ilk yerleşim izlerinden Klasik Çağ’a, Helenistik Çağ’dan Roma ve
Bizans dönemlerine, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı tarihine kadar uzanıyor.
Bugüne kadar yapılan kazılar sonunda
Helenistik Döneme ait Antik Tiyatro, Bouleuterion (Meclis Binası), Stoa
(Sütunlu Galeri) ile Roma İmparatorluğu Dönemi’nde inşa edilen Hamam ve
Palaestra (Spor Alanı) Kompleksi ve Bir Küçük Hamam ve bir de özel işlevli
hamam yapısı ortaya çıkarıldı.) http://arkeolojihaber.net/tag/metropolis-antik-kenti/
Önce Torbalı'ya, oradan dolmuşla Tepeköy'e (aslında Tepeköy'de
İzban'dan inmem gerekiyormuş ama bilmiyordum.) ve son olarak yine dolmuşla
Yeniköy'e. Yeniköy dolmuşunu beklerken kök saldım, filiz verdim, çiçek açtım. O
kadar yani. Diğer bütün dolmuşlar geçti, o geçmedi. Murphy Kanunları’na hoş
geldiniz!
Neyse efendim, Metropolis'e vardığımda neredeyse kapanmak
üzereydi. Yetkili çıkmadan yakaladım Allah'tan ve içeri girdim. Kimsecikler
yok, tepelere doğru çıkmam lazım kazıları görebilmek için ama açıkçası biraz
tırstım 😟. Girişe en yakın Antik Tiyatro vardı. Orayı dolaştım önce,
fotoğraf çektim. Sonra baktım Meclis Binası, Stoa ve Hamam için iyice yukarıya
tırmanmam lazım. Benden başka da kimse yok! Yetkili kadın da gitti zaten ben
girdikten hemen sonra. Ne yapayım diye düşünürken bekçiyi gördüm 😅.
Gittim yanına adamın. Dedim; "Kusura bakmayın, ben yukarıları gezmek
istiyorum ama korkuyorum biraz. Her yer börtü böcek. Bana rehberlik edebilir
misiniz?". Hahahahahaha 🙈🙉🙊. Ne yapayım? Oralara
kadar gitmişim, hem de saatler süren bir yolculukla! Zor bela kapanmadan kazı
alanına girmişim. Görmeden dönemezdim vallahi. Adamcağız çok da hevesli olmasa
da kırmadı beni sağolsun. Meclis Salonu'nu, Hamam'ı, yerleri çeşitli
mozaiklerden oluşan Salon'u, Tuvalet'i 😜 hepsini gösterdi. Kazı
başladığından beri orada çalışıyormuş, az çok neyin ne olduğunu da biliyor.
Baya bana rehberlik etti yani 😝😝😝😝.
En çok ilgimi çeken şey, vallahi ne yalan söyleyeyim, tuvaletler
oldu 😜😜😜😜😜😜. Tuvalet alanı daha
doğrusu çünkü yarım daire şeklinde yan yana sıralanmış oturma yerleri ve
altlarında delikler. Hep birlikte tuvalet keyfi ✌. O dönemlerde, şehrin ileri gelen
beylerinin yan yana oturup hacet giderirken şehrin meselelerini ya da iş ilişkilerini
tartıştıklarını okumuştum. Gözümde de canlandırdım artık 😅.
----------------------------
Hızlandırılmış arkeolojik gezimizin ardından köy meydanına indim.
Tabii saat geç oldu, yol uzun, nasıl döneceğimi bilmiyorum. Dolmuş kalmadıysa
taksi çağıralım diye köy meydanındaki kahvede oturanlara akıl danışayım dedim.
Konuştuğum kişi kahvenin sahibiymiş meğersem. İçeriden karısı da çıktı biraz
sonra. Emekli öğretmenmiş ikisi de. Baya sohbet ettik ve beni İzban'a kadar
bıraktılar şansıma 😀. Hatta bir de bana kendi imalatları "Sultan
Şerbeti" ikram ettiler 😋. 42 farklı malzemeden yapıyorlarmış. Çok
hafif ve çok güzel. Hiç öyle bildiğiniz şerbetler gibi baygın baygın şekerli de
değil.
Kazının tamamlanmasına daha çok var ama şimdiye kadar bulunmuş
olanlar da görülmeye değer. Eğer ilgiliyseniz tabii. Hem İzban gibi bir
kolaylık varken, gidip görmemek için hiçbir sebep yok. Yol birazcık uzun
sürüyor tabii ama ona da katlanacaksınız. Giriş 5 TL, Müzekart'ınız varsa
bedava.
----------------------------
Şimdilik hoşçakalın, yarınki kermes için pasta yapmam lazım. Ha bu
arada Jemmoo ile olan ufak tartışmamızı atlattık. İyi ki atlattık 💟.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)