İyi ki Geldin!

İyi ki Geldin!
Burası benim son derece genel, özel alanım; umuma açık, gizli odam. Hoş geldin :)))

30 Kasım 2020 Pazartesi

Minik Minik

Merhaba Arkadaşlar,

Hani geçenlerde 50 kelimelik Mini Saga Competition'a katılmıştım ve sizinle de paylaşmıştım. Hatırladınız mı? Bu yarışma beni çok sardı. ☺ Dün iki tane daha yazıp yolladım ilgili siteye. 50 kelime ile bir hikaye anlatmak gerçekten zor arkadaşlar. Ben ne kadar becerebiliyorum, ona siz karar verin. Hepimize iyi haftalar diliyorum! 🙏

             -------------------------------------------

There is Nothing Important Than 

Love in Childhood

My grandma used to live in a very big house. It was quite a mansion with eleven rooms. I was the princess of that mansion when I was little. She is not here anymore. And I am not little. Nor a princess. Instead a warrior whom was loved so much.

Cannot Eat My Friend

They brought a ram to the house yard. The kid loved the ram and they played catch for hours. The day after, the ram was not there anymore. There was a delicious dish of meat instead. “Eat” they said. “It is the ram”. The kid said “It was my friend”. 


23 Kasım 2020 Pazartesi

Kış Güneşi

Hem çok güzel hem de aldatıcıdır kış güneşi. Sahte bir umut verir baharın gelişine. Ama baharın gelmesine daha çok var. Sen aldanma hemen biraz içini ısıtana. Yalar geçer o güneş. Sonrası yine kış. Tek başına savaştığın o soğuk kış.

Neden tek başına? Bunu da kendine sor. Sen seçtin bunu. Çünkü biliyorsun sen ait değilsin buralara. Hiç var olmaman gerekiyordu. Bu dünya güçlülerin dünyası. Aslında yalnız ama hiç yalnız olmayan güçlüler. Sen onlardan değilsin. Hem güçsüzsün hem yalnız.

Artık öğreniyorsun işte. Ve başkalaşıyorsun. Tebrikler! Daha beter durumlar bekliyor artık seni. Seni sarıp sarmalayan bile sana sahte gelecek. Ve ilk fırsatta vuracaksın ona. Sen ona vurunca, o da sana gösterecek senden aslında nasıl iğrendiğini. Gerçek düşüncelerini yüzüne yüzüne tükürecek.

Bir de arkandan vuracaklar tabii. Kahpeliğin olmazsa olmazı. Sen de can yaktın ama arkadan dolanmadın. Onlar dolanacak. Fark etmeyeceksin bile.

Sevgili Peri Prensesi, bu dünya Peri Masalı değil! Sen Peri kal ama olur mu? Sen arkadan dolanma…

-------------------------

Kendi yazdıklarım üzüyor beni bazen. Bu da onlardan biri. İhanet yaralıyor insanı. İhanet, sevgili ihaneti değildir sadece. Arkadaş da ihanet eder, aile de…

İhanete uğrayan da böyle şeyler karalıyor işte.

Fakat en güzeli de şu ki hiçbir şey sonsuza kadar acıtmıyor seni. Sildim, attım işte. Bunu da bundan öncekileri de.

Artık, bana bir şey yapamazlar.

O günleri atlattığım için şükürler olsun. Bir daha yaşamamak dileğiyle…

16 Kasım 2020 Pazartesi

İki Söz

Sevgili Arkadaşlar,

Yeni bir haftaya başlıyoruz. Biz belediyede pek de iyi başlamadık gerçi. Patır patır herkes Covid + çıkmaya başladı. Zaten başka türlü olmasını beklemiyordum ama buradaki insanların aşırı panik hali acayip geriyor beni. Yine çay ocağımız falan kapandı. Amannn çok tatsız yani! 

Şimdi dönüşüm duyurusu geldi. Sanırım önümüzdeki hafta hep evden çalışacağım. Hayırlısı... Ne diyelim?

Neyse efendim, ben bu aralar "2"ye taktım herhalde. İkinci masal, iki söz... Takmam da normal aslında, dünya bu sayının üstüne dönüyor. Evren, düalite üzerine kurulu bildiğiniz gibi... Gece/gündüz, dişi/erkek, yaz/kış, intikam/bağışlama... Ve tam da bu zamanlar göksel enerji düalitenin ne kadar önemli olduğunu daha çok vurguluyor. Adeta gözümüze sokuyor. Ben de o yüzden ikide bir "2" deyip duruyorum. 😊 Çünkü aslında ikisini de seversek bir ediyor. Gece ve gündüz birlikte olmazsa gün dönmüyor, yaz/kış birbirini kovalamazsa mevsim geçmiyor, dişi ve erkek bir olmazsa yaşam devam etmiyor, intikam/bağışlama birbirinin yerini almazsa insan tekamül etmiyor. 

Çok sevdiğim iki söz var. Bu yazıda onları paylaşmak istiyorum sizlerle. Biri Şems, biri de Mevlana'ya ait haliyle. İkisinin de derin anlamları, insanı hem ürküten hem umutlandıran hissedişleri var. Bakalım siz neler çıkaracaksınız bu özdeyişlerden?

    …………………………….       

“Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki, dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir…” 

– Şems-i Tebrizi 

                                                            …………………………….

Şafağın sana söyleyecek sırları var, uykuya geri dönme.

Gerçekten istediğin şeyi sormalısın, uykuya geri dönme.

İki dünyanın birbirine dokunduğu kapının eşiğinden insanlar girip çıkıyor,

Kapı dönüyor ve açılıyor, sakın uykuya geri dönme.

– Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî

 

12 Kasım 2020 Perşembe

İkinci Masal

Merhaba Dostlar!

Yeni masalımın ilk yarısını sizlerle paylaşmak istedim. Bakalım nasıl bulacaksınız? Masalın dilini sevdiniz mi? Sizi merak ettirdi mi? Lütfen benimle paylaşın. 😊

Görüşmek üzere... 💕

-------------------------

Zamansız zamanların birinde, uzak köylerin en uzağında Rüzgar diye küçük bir kız yaşarmış. Rüzgar’ın kocaman ve onu çok seven bir ailesi varmış. Üç kardeşin en küçüğüymüş Rüzgar. Ondan büyük iki abisi varmış. Büyükannesi ve büyükbabası da onlarlar birlikteymiş. Annesi, babası ve bir de çok sevdiği köpeği Süt varmış yanında. Daha ne olsun? Tüm ailesi onu çok severmiş, Rüzgar da onları çok severmiş. Birlikte mutlu bir hayat sürerlermiş.

Rüzgar ve ailesinin evi ülkedeki en büyük dağın eteğindeki bir köydeymiş. Evlerinin hemen yanından yemyeşil bir dere akarmış. O dereden çıkan kaplumbağalar, yengeçler bir yolunu bulup yavaş yavaş Rüzgar’ın evine misafirliğe gelirlermiş. Rüzgar hiçbir hayvandan korkmaz, Süt’ü ne kadar çok seviyorsa bütün hayvanları da o kadar çok severmiş.

Baba oduncuymuş. Her sabah erkenden ormana gider, akşama kadar artık bu dünyadan göç etmek üzere olan yaşlı ağaçları kesermiş. Sadece en yaşlı, ölmek üzere olan ağaçları kesermiş. Asla genç ve sağlıklı ağaçlara dokunmazmış. O yüzden, ormanın dengesi hiçbir zaman bozulmazmış. Orman hep yemyeşil ve gür ağaçlarla dolu, neşeli bir orman olarak bir sürü hayvana ev sahipliği yapmayı sürdürürmüş.

Ağabeyleri de her gün okula giderlermiş. Rüzgar daha küçük olduğu için okula gitmiyormuş. Ancak, bir an önce büyüyüp ağabeyleriyle okula gitmeye can atıyormuş.

Büyükbaba günlerinin çoğunu köyün içinde geçirirmiş. Köyde anne, babası olmayan çocuklar varmış. Büyükbaba sabahtan akşama kadar onlarla ilgilenir, onlara masallar anlatırmış.

Büyükbaba, baba ve ağabeylerin eve gelmesi karanlık çöktükten sonrasını bulurmuş. Bu saate kadar Rüzgar, annesi ve büyükannesi ile evde olurmuş. Tabii ki Süt de onlarlaymış. Büyükanne, şifalı otları çok iyi bilirmiş. Babaya tarif edermiş, baba da ormandan şifalı otları toplar büyükanneye getirirmiş. Büyükanne o otlarla her derde deva merhemler, şuruplar yaparmış. Köyde kim hastalansa ilk önce büyükanneye gelirmiş. Büyükanne de hemen hastayı iyileştirirmiş. Tam bir oda dolusu merhemi, şurubu varmış büyükannenin. Bütün günlerini merhem, şurup yaparak geçirirmiş.

Anne ise ev işleri ile ilgilenir, evlerinin her zaman temiz ve sıcacık olması için uğraşırmış. Birbirinden lezzetli yemekler yapar, boş zamanlarında da Rüzgar ile oyunlar oynarmış.

Rüzgar ve ailesinin evinin hemen yanından ormana giden dik bir patika varmış. İlkbaharda, patikanın iki yanı dağ çilekleriyle dolu olurmuş. Rüzgar, annesi ve Süt hep birlikte patika boyunca yürür ve dağ çileği toplarlarmış. Fakat ormana girmeden dönerlermiş. Rüzgar’ın annesi ormandaki hayvanlardan korkarmış. Rüzgar hiç korkmazmış ama annesi çok korkarmış. Sevmemek değilmiş onun korkusu. Aslında hepsini çok severmiş, hiçbir hayvan zarar görsün istemezmiş ama hayvanların yakınında olmaya çok korkarmış. Süt’e bile çok yaklaşmazmış. Uzaktan severmiş.

Rüzgar annesinin bu korkusuna anlam veremezmiş ama elinden de bir şey gelmezmiş. Annesinin tam tersiymiş Rüzgar. Hiçbir hayvandan korkmazmış. Yengeçleri okşar, kaplumbağaları öpermiş. Süt’e öyle bir sarılırmış ki köpekçik neredeyse kıpırdayamazmış.         Böcekleri bile severmiş Rüzgar. Kimsenin böcekleri öldürmesine izin vermezmiş. Hemen böceği yakalar, avucunun içinde korur. Sonra koştura koştura dışarı çıkıp böceği toprağa bırakırmış. Ve şöyle dermiş:

“Senin evin burası minik böcek! Toprakta olmalısın, bizim evin içinde değil. Hadi şimdi ailenin yanına git ve insanların evine girme bir daha e mi? Kimsenin seni öldürmesini istemiyorum.”

Rüzgar çok severmiş hayvanları. Çok! Mümkün olsa bütün hayvanları evine toplayıp, sabahtan akşama kadar onlarla oynayabilirmiş. Herkes severmiş hayvanları ama Rüzgar herkesten çok severmiş. Rüyalarında bile keçilerle, kangurularla ip atladığını; kurtlarla, sırtlanlarla saklambaç oynadığını görürmüş. Fillerin hortumları sayesinde ağaçlara tırmandığı, maymunlarla misafircilik oynadığı rüyalar en çok sevdiği rüyalarmış.

O yüzden ne zaman evlerinin yanındaki dereden kaplumbağa ve yengeç çıkıp gelse, Rüzgar hemen Süt’ü de onların yanına yere oturtur, oyuncak çay takımlarını çıkartır, misafircilik oynarmış onlarla. Süt de kaplumbağa ve yengece hiç zarar vermezmiş. Önce bir koklar, sonra uslu uslu yerine otururmuş.

Uzun uzun,  yalancıktan çay içermiş onlarla Rüzgar. Bir yandan da hiç susmaz, sürekli bir şeyler anlatırmış hayvanlara. Hayvanlar da sanki anlarmış Rüzgar’ı. Hiç kıpırdaman dururlarmış yerlerinde. Ta ki annesi Rüzgar’ı çağırana kadar oyun devam edermiş. Anne çağırınca Rüzgar usulca kalkar, çay takımlarını toplar, annesinin yanına gidermiş. Süt de onu takip edermiş. Yengeç ve kaplumbağa ise dereye geri dönerlermiş.

            Günler çok keyifli geçiyormuş Rüzgar için. Ailesini de evini de çok seviyormuş. Çok şanslı, küçük bir kız olduğunu düşünüyormuş.

            Ancak, bir gün kötü bir şey olmuş. Sabahın erken saatlerinde Rüzgar ve ailesi kahvaltı ediyorlarmış. Kapı çalmış hızlı hızlı. Kimmiş ki gelenler sabah sabah? Anne, hemen kapıya koşmuş. Gelenler, köyün koruyucularından üç tane adammış. Rüzgar’ın babası yaşlarında güçlü, kuvvetli üç tane adam.

            Korkmuş bir halleri varmış gelen adamların. Anne, hemen içeri buyur etmiş. Birer çay ikram etmiş gelen adamlara. Gelen adamların en yaşlısı biraz soluklandıktan sonra öne doğru eğilmiş ve hem heyecanlı hem şaşkın bir şekilde anlatmaya başlamış:

            Kusura bakmayın, sabah sabah sizi de telaşlandırdık. Ancak, çok kötü bir şey oldu. Ormandan köye bir ayı inmiş. Bağıra bağıra dolaşıyor köyde. Köy halkı ne yapacağını bilemiyor. Herkes kaçacak delik arıyor. Ayı o kadar çok bağırıyor ki kimse yanına yaklaşmaya cesaret edemiyor.”

            Bunu duyan Rüzgar ve ailesi ne diyeceklerini bilememişler. Bu köyde daha önce hiç böyle bir şey yaşanmamış. Herkes şaşırmış bir şekilde birbirine bakakalmış. Köyün en yaşlı koruyucusu devam etmiş:

“Biz de köy koruyucuları olarak toplandık ve bir karar verdik. Bu ayıyı durdurmak için bir şeyler yapmamız lazım. Bu gece, köyün bütün erkekleri ile birlikte ayıyı arayacağız ve bulacağız. Bulduktan sonra da öldüreceğiz. Başka çaremi yok. Biz onu öldürmezsek, o bize zarar verecek.”

8 Kasım 2020 Pazar

Önceki Yazıya Ufak (!) Bir Not

Bir önceki yazıma not düşmem gerektiğini hissettim arkadaşlar. Aslında, her şey kötü değil tabii ki. Güzel şeyler de oluyor. 2020'yi suçlamak manasız. Büyük doğa olaylarının yaşandığı bir sene olması büyük talihsizlik oldu. Şüphesiz! Bireysel olarak benim için de bazı kötü olaylar yaşandı. Hem kendimde hem başkalarında hem de dünyada sevgiyi, güveni, sadakati ve adaleti sorguladığım bir sene oldu. Dibe düştüğüm, kendimi kaybettiğim ve maalesef beni en çok sevenleri üzdüğüm bir sene... 

Fakat güzel şeyler de oldu dediğim gibi. Kısa süreli bir ilaç tedavisinin yardımıyla ve asıl olarak sonsuz teslimiyet haline geçerek kendimi iyileştirdim bu sene. Tekrar yazdım. Bir öykü bitti ve bir masalın da ortasındayım şu anda. Rusçayı bir hayli ilerlettim. Yaklaşık 3 senedir bölük pörçük öğrenmeye çalışıyordum. Bu sene daha sistemli bir şekilde adadım kendimi bu işe. Online derslerden yararlandım. Ders kitabı sipariş ettim. Ders kitabını da yarıladım bu arada. 

Efendime söyleyeyim, TÜRGÖK'te okuduğum romanı bitirdim. Şimdi oradaki yetkililer dinliyorlar kaydımı, en kısa zamanda cd olarak basılacak ve dağıtılacak. Bu da benim senelerdir emek verdiğim ve emeklerimin karşılığını görmeyi dört gözle beklediğim bir şey. 

Sonracığıma, bedenime bir iyilik yaptım ve diyete başladım. Hayatımın hiçbir döneminde bu kadar dengeli ve sağlıklı beslenmemiştim. Bana çok iyi geldi. Sürekli kefir ve yoğurt tüketmekten karnım hamile gibi şiş 😄 ama sanırım geçici bir şey bu. Sonuç iyi olacak, biliyorum. Ve tabii bu arada son derece düzenli bir şekilde, haftada iki kere yoga yapıyorum. Öyle yat, yuvarlan değil. Direkt kas çalıştırarak, terleyerek yapıyorum anlayacağınız. 

Ayrıca, anlık güzel şeyler de oldu. Hem de çok güzel şeyler oldu. Depremden hemen önce mükemmel bir hafta geçiriyordum. Doğum günü haftamdı. Doğum günlerini hep özel görürüm ben. Herkes doğum gününde pasta üflemelidir bana göre. Mutlaka kutlanmalıdır doğum günleri. Abla'nın dediği gibi doğum günleri enerji olarak bu dünyada bedenlenmeyi seçtiğimiz zamanlardır. Çok kuvvetli bir istek ve umut vardır bu zamanlarda. Ve her doğum günümüzde o güzel enerjiyi tekrar hatırlarız, hissederiz. O yüzden benim için önemlidir doğum günleri. O aramış mı, öteki aramamış mı değil benim derdim. İnsanlık hali birileri unutabilir doğum gününüzü. Babam bile bir kere unutmuştu birkaç sene önce. Önemli olan benim o günü hakkıyla yaşamam. Sanırım 80 yaşıma gelince de böyle hissedeceğim. 

İşte, tam doğum günü haftamda diyete başladım. Çok doğru bir kararın uygulanması için çok doğru bir zamanlama. Diyet konusunda beni motive eden Jemmoo'yu da unutmuyorum tabii. Salı diyete başladım, Çarşamba da doğum günümdü. Ofiste çok keyifli bir şekilde kutladık doğum günümü. Canım iş arkadaşlarımdan biri elleriyle pastamı yapmış, getirmiş. Ben de diyet kurallarına uygun olarak küçük bir dilim yedim tabii ki. 😋😋 Biricik Fatte'm ta Milaslardan BonnyFood göndermiş bana, bir de resmimi bastırmış üstüne. Nasıl hoşuma gitti, anlatamam. 💖 

Akşamına da Jemmoo ile baş başa kutladık. Gayet sade ve bir o kadar güzel. İçki bile içmedik ama ben son derece mutlu ve huzurluydum. Bebekler gibi uyudum o gece. Jemmoo'ya da söyledim, 2016'dan beri geçirdiğim en güzel doğum günüydü. Aradaki senelerde bazı tatsızlıklar oldu maalesef. Oluyor. Hayat...

Ertesi gün 29 Ekim! Şanlı bayramımız! Her yer kırmızı-beyaz. İnsanın içinin coşkuyla dolmaması mümkün değil. Feribotla Bostanlı'ya dönerken 10. Yıl Marşı çalmaya başladı. Ben de kornaya basmaya başladım. Aman Yarabbi... Bütün feribot bu anı bekliyormuş. Herkes başladı korna çalmaya. Nasıl duygulu, nasıl güzel bir an! Nerdeyse iskeleye varana kadar devam ettik kornalara. Kalplerde çarpıntı, duygular gümbür gümbür çağlayan bir ırmak! 

Aynı günün akşamına da bizim belediye 29 Ekim için Zumba aktivitesi planlamıştı. Ben de katıldım koşa koşa. Kendi zumba hocamı da gördüm. Özlemişim zumba derslerini. Neyse efendim hoplaya, zıplaya kan ter içinde zumba yaptık. Yorgunluktan öldük ama acayip eğlenceliydi. 

Derken 30 Ekim oldu. İçler acısı 30 Ekim... Halbuki nasıl güzel başlamıştı gün. Yamanlar  Dağı'na çıkmıştık, çekim için. Belediye tesislerinden birinin tanıtım videosunda oynadık. (Benim böyle kaçıncı çekimim oldu, hatırlamıyorum. Yakında profesyonel olacağım hehehehe 😂) Temiz hava, nefis bir kahvaltı, köpek, kedi... Çekim yaparken yine çok eğlendik. 

İşimiz bitti, belediyeye geldik. Yarım saat ya geçti ya geçmedi o korkunç deprem başladı...

Mutluluk ve acı arka arkaya. Sanki kol kola... 

Halbuki ne kadar keyifliydik o ana kadar. 

-----------------------------------

Allah'ım sen tüm depremzedelerin yar ve yardımcısı ol! 🙇

Bizler de elimizden geldiğince yaraları sarmaya, kardeşlerimize moral olmaya devam edeceğiz.

Sıra, yine mutluluğa geçti!

🙏


*** 2025 yılından yazıyorum. 2020 yılında hamile olduğum haberini aldım. Dünyanın en güzel haberini aldım bir başka deyişle. Çok şükür bin şükür Yarabbim. 🙏🙏🙏🙏Bunu da not düşmeden edemedim. 💙💙💙💙

6 Kasım 2020 Cuma

Beautiful Tango

O kadar acı şeyler yaşandı ki dostlar... Deprem yıktı geçti hepimizi. O anı anlatacak yürek yok bende. Bir daha asla yaşamayalım İnşallah Yarabbim! 🙏

Yapacak bir şey yok. Hayat devam ediyor. Biz de elimizden geldiğince yaraları sarmaya yardım ediyoruz. Hayat devam ediyor ve evet hoş şeyler de oluyor ama her şeyde biraz tatsızlık var.

Bu günler de geçecek elbet. İnanmaya ve mücadeleye devam!

Bugün buraya bunları karalama sebebim aklıma bir anı geldi. Beautiful Tango'yu görünce Youtube listemde hemen çağrışım yaptı doğal olarak.

Kıştı. Soğuktu. Kaplıcadaydık. Sudan çıkmış, banyo yapmıştım. Saçlarımı kurutuyordum odada. Lattoş da benimleydi. Azıcık votka koymuştum kendime. Beautiful  Tango çalıyordu. 

Çok mutluydum. İçim yumuşacıktı.

Ne Corona vardı ne deprem. 2020 henüz yaşanmamıştı.

Hasretle...