İyi ki Geldin!

İyi ki Geldin!
Burası benim son derece genel, özel alanım; umuma açık, gizli odam. Hoş geldin :)))

25 Şubat 2019 Pazartesi

Hafıza, büyülü bir bahçedir!

Bugün iki ilginç olay oldu arkadaşlar. Yemedim, içmedim ve sizinle paylaşayım diye oturdum bilgisayarın başına. 😎

Birincisi, Yamanlar Dağı ile ilgili. Ben, bu aralar biraz gezentiyim yine. Aslında, biraz değil baya baya ipten, kazıktan kurtulmuşçasına o film gösterisi senin, bu Yaşam Sergisi benim... Abartıyor da olabilirim ama beni mutlu ediyor. Cuma günü de Eskişehir'e gidiyoruz mesela. Detayları bir sonraki yazımda anlatacağım zaten. Kardeş'in de aklını çeliyorum, birlikte fıttır fıttır geziyoruz. Neyse... Bugün, bizim Belediyenin bir dağcılık kulübüyle beraber düzenlediği dağ yürüyüşü vardı. E tabi biz kusur kalmadık, katıldık yürüyüşe. Yamanlar Dağı'na çıktık. Tek kelime ile harikaydı! Temiz hava, her yer yeşil, bol serotonin... Daha ne olsun? 

Yürüyüş bitti, zirveye çıktık. Otobüsümüzün gelip bizi almasını bekliyoruz. Bilenler bilir, dağın zirvesinde eski bir sanatoryum var. Uzun bir süredir kullanılmıyor, her yeri yıkılmış, dökülmüş. Kardeş, ille içeri bakmak istedi. İçeri girdik, dolaştık. Ne cam kalmış, ne çerçeve. Bol bol içki şişeleri, duvarlarda abuk subuk yazılar... Ben de laf olsun diye odanın birine girdim, sonra da balkonuna çıktım. Cam, korkuluk vb. hiç bir şeyin olmadığı balkondan dağın eteğine doğru baktım biraz. 

----------------------------

Akşam yemeğinde annem ve anneannemle konuşuyoruz. Anneannem demez mi "Biz, seninle orada 5 gün kaldık." diye! 😳 Allah Allah... Evet, çok küçükken Yamanlar Dağı'na pikniğe gittiğimizi hatırlıyorum hayal meyal. Sadece, bir kare var zihnimde. Piknik karesi. Meğer, biz uzun uzun 5 gün kalmışız orada anneannem ve ninemle. Ben 4-5 yaşlarındaymışım. Bütün gün çayır, çimen koşturup durmuşum. Hatta, biz oradayken adaklık kurban kesilmiş, ben de görmüşüm. Sonra, bütün gün ağlamışım. 😞 

Bunların hiçbirini hatırlamıyorum, dediğim gibi sadece piknik karesi var zihnimde. İşin aslı, sanatoryum bir zamanlar otel olarak kullanılmış ve biz de gidip kalmışız 30 küsur yıl önce. Ve belki bugün gayet bilinçsizce gezdiğim, balkonuna çıktığım odada... Anneannemin resimden gösterdiği odayla benim gezdiğim oda tutuyor gibi. Kim bilir? Enteresan değil mi? Bilinç dışı bir şeyler hatırlıyor olabilir miyiz acaba? Hafızamıza hangi koşullarda, ne kadar erişimimiz var, biliyor muyuz?

------------------------------

İkincisi ise bir rüya... Ya da ona benzer bir şey. Uyanık zihnimin bir ürünü olmadığı kesin, tek söyleyebileceğim bu. 

Eve geldiğimde epey yorgundum. Dağ, bir hayli yordu tabii. Banyo falan yaptım ve biraz uzanayım dedim. Yarım saat falan. Uyudum mu, uyumadım mı, onu bile anlamadım aslında. Bir rüya gördüm ya da bir anımsama oldu. Hiçbir fikrim yok. 

Sene 1994 ya da 1995, 12 - 13 yaşındayım, gözlüklüyüm daha. Antalya'dayım. Sömestr tatili. Uğur Mumcu suikastının yıl dönümü... Bir akşam, cici halamın en küçük kızı (benden baya büyük) beni aldı, arkadaşlarına akşam kahvesine götürdü. Genç bir çift. Nasıl tatlı ve güler yüzlü bir kadın! Nasıl kibar ve sevecen bir adam! Nasıl sıcacık bir ev! Hayran oldum. Küçük bir çocukları da vardı ve bir de kedileri. Bize kahve, çikolata falan ikram etmişlerdi. O kadar çok sevmiştim ki o evi... Hiç gitmek istememiştim oradan. Kendimi çok huzurlu, çok mutlu hissetmiştim. Ve çok özenmiştim onlara. Tüm çocuk kalbimle çok özenmiştim. 

Bir uyandım ki bu anı zihnimde. Anıyı hatırladım mı, rüya olarak mı gördüm bilmiyorum. Yıllardan beri aklıma gelmeyen bir anı, bir anda çıktı geldi. Hafızam ne sihirler peşinde, yine bana ne sürprizler hazırlıyor, bilmiyorum. Tatlı mı tatlı bir duygu kapladı tüm ruhumu bir kez daha. İşte, bunu biliyorum...

10 Şubat 2019 Pazar

Son Sandık Yazısı


Merhaba!
 
Haftayı bitirmeye 5 kala, kalan son sandık yazımı da paylaşmak istedim sizinle. Ne bileyim şöyle bir his geldi sanki bana, tüm sandık yazılarımı paylaşmış olursam (çünkü daha önce hiç paylaşmamıştım bunları) geçmiş Ben’de yaşadığım ve hatırlamaktan hoşlanmadığım ve hatta zaman zaman şimdiki Ben’de bile hissettiğim tüm yıkıcı hissiyatı silip atacağım. Kırgın, kızgın, yalnız ve değeri bilinmemiş hissiyatı yok olacak. Geçmişin bu zehirli bağını bıçak gibi kesip koparacağım. Çemberi kıracağım bu gece. İlk ve son ve kesin olarak!
                             
Her şeyin bedeli var, sen susma!
 
En ağır bedelleri öderiz hayatımızın en güzel anları için. Biliriz zaten bir bedel ödeyeceğimizi ve o bedelin çok ağır olacağını ama yine de yaşamaktan vazgeçemeyiz. Bile bile hata yapmak mı cesarettir yoksa yapmamak mı? Her gece sabaha kavuşur ama o sabahı hak etmek için ne kadar acı çekmemiz lazım? Acılar olgunlaştırır insanı, hayatına anlam katar, yaşadığını hissettirir. İnsan olmayı hak etmektir acı çekmek… Ama ne kadar? Pişkin acılar yüzünden insanlıktan çıkarsa insan, ne olur o zaman?
 
Susuyoruz hep birlikte. Acıtmamak için susuyoruz. Acımamak için susuyoruz. Vakit gelmedi henüz. Zaman, yaraların kabuğunu atıp izleşmedi ruhlarda. Tek beklediğimiz, bizi yıkabilecek kadar kararlı bir cesaret! Bir gün… Hiç beklemezken... Ve biz de hala cesurken!!!
 
İyi Pazarlar dostlar, sağlıcakla kalın…