İyi ki Geldin!

İyi ki Geldin!
Burası benim son derece genel, özel alanım; umuma açık, gizli odam. Hoş geldin :)))

16 Ekim 2020 Cuma

50 Kelimelik Hikaye

Yeryüzündeki ve Gökyüzündeki Tüm Dostlar,

Merhaba!

Birazdan, bu sabah yazdığım kısa hikayeyi paylaşacağım sizlerle.

Gayet iyi biliyorsunuz ki ben yazmayı çok seviyorum. Arzu ettiğim sıklıkta yazamasam da elimden geldiğince yazıyorum işte. Bir tane masal var şimdi kapıda. İlkini beğenmiştiniz. Umarım bunu da beğenirsiniz.

Demin söz ettiğim kısa hikaye ise bir hayli kısa bir hikaye! Sadece 50 kelimeden ibaret. 50 kelimelik bir kısa hikaye yazdım çünkü bu hikaye ile bir yarışmaya katıldım. (Bilirsiniz severim yazı yarışmalarına katılmayı. Kazansam da kaybetsem de!)

Bu sefer bahtıma uluslararası bir yarışma çıktı. Hatta orijinal adı "50 Words Mini Saga". Ne 49 kelime olacak ne 51. Tam 50. Kelime sayısına başlık dahil değil ve fakat başlık da en fazla 15 kelime olabilir. Ben de katıldım. Bayılıyorum böyle yarışmalara. Ve bu tip zorlayıcı koşullar daha çok hoşuma gidiyor. Daha önce yapmadığın bir şeyi yapmaya zorluyor seni. 500 kelime ile anlatacağın bir şeyi 50 kelime ile anlatmanı istiyor. Ve bir bakıyorsun ki anlatabiliyorsun aslında! Laf kalabalığı yapan yerine en fazla imaj yaratan, duygu hissettiren kelimeleri seçme yeteneğin gelişiyor.

O yüzden severim ben böyle yarışmaları. 

Beni etkileyen başka bir konu ise kendi yazdığım hikayelere kendi ağlıyor olmam. Evet, doğru okuyorsunuz. Aynen öyle oluyor. Yazarken de yazdıktan sonra okurken de boğazım düğümleniyor. Cümlelerin kaleme akması mı ağlatıyor beni yoksa zihnimde şekillenmeleri bile yetiyor mu bilmiyorum. Zaten saniyeler var arada sadece. Başlıyor gözlerim dolmaya. 

O zaman diyorum ki ben kendi yazdığımdan bu kadar etkileniyorsam yani bildiğim şeyden bu kadar etkileniyorsam okuyucu da elbet etkilenecektir. Ve bu da amacıma ulaştım demektir.

Ama yine de doğruyu söylemek gerekirse masal yazmayı daha çok seviyorum ben. Hem de çok daha fazla. Fiction sevmiyorum ben, nonfiction seviyorum. Ne kadar gerçeklikten uzak o kadar benlik! :)

Gerçekler acıtıyor...

----------

Gelelim 50 kelimelik hikayeme. Bakalım beğenecek misiniz? 

----------

I do not stop loving because you’ve gone

 

Little girl wrote with her little fingers “Love you dad…” The sea was calm, not a single wave. It was sunset.

Girl went home. Mom was asleep in Dad’s armchair. With his pea coat in her lap.

A little wave cleared the sand. Then it appeared:

“Love you my girl…”

 

Lale Sanem Şekercioğlu


30 Temmuz 2020 Perşembe

Arife Sabahı

Günaydın Tatlı Dostlar!

Güzel bir Arife sabahında, hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Tam şu an itibariyle Başkan ile bayramlaşmak üzere Müdürlüğümüzdeki yerlerimizde sıramızı bekliyoruz.

Bilirsiniz, ben güzel şeylerin "hemen öncesi"ni kendisinden bile çok severim. O yüzden Arife günleri de çok anlamlı, özeldir benim için. 

------------------------------------------

Fark ettim ki size Selanik'ten hiç bahsetmemişim. Bugün o yüzden oturdum bloğumun başına. Hem de bu vesileyle Bayramınızı da kutlamak istedim. 😁

Vallahi açıkçası Selanik'te görülecek tek bir şey var; o da Ata'mın evi. O kadar! Başka hiçbir şey yok. Zaten ben de sırf bunun için gitmek istemiştim. Evde eşya anlamında çok bir şey kalmamış geriye aslında. Ancak, ben eşya kısmına çok takılmadım. O atmosfer yeter. Düşünsenize Atatürk'ün doğduğu, çocukluğunun geçtiği ev. Altında oyun oynadığı Nar Ağacı duruyor hala avlunun ortasında.

Benim için o evi gezmek, o havayı solumak yeterliydi. Canım Ata'mız, Kahramanımız, Babamız... Nurlar içinde uyu. 🙏

------------------------------------------

Başka da ilginç bir şey yok bence Selanik ile ilgili. Belki ben Yunanistan'ı çok gezdim diye böyle düşünüyor olabilirim. Ama bir Atina değil yani. Şimdi "Akropolis" ve dünyanın ilk üniversitesi kabul edilen "Akademi" ile Selanik'teki "Jumbo" alışveriş merkezini kıyaslayacak değilim. Ama Jumbo'nun da hakkını vermek gerek. Süper bir alışveriş merkezi. Yok yok! Parti malzemelerinden köpek elbiselerine, fantezi çamaşırlardan bahçe mobilyalarına... Hem de hepsi çok ucuz! Ben de bazı ciciler aldım tabii oradan. 😏  

Velhasıl efendim, Ata'mın evini görmek için mutlaka gidilmesi lazım. O evin, o bahçenin havasını solumak lazım. Dönüş yolunda Kavala'ya da uğradık bu arada. Bir sahil kenti olan Kavala elbette tüm sahil kentleri gibi çok güzel. Bana, Sakız ve Midilli'yi anımsattı. Tabii Kavala ada değil ama deniz görünce hepsi birbirine benziyor sanki. Deniz olan her yeri çok seviyorum. 

------------------------------------------

Ay bir de telefonumu çaldılar Selanik'te biliyor musunuz? Allah'ım nasıl böyle bir şey oldu anlayamadık. Hani "altından donunu alırlar, fark etmezsin" derler ya... Aynen öyle işte. Paltomun cebinden şakırt diye çekmişler telefonu. Ne benim ruhum duydu, ne yanımdakilerin. 

Sağlık olsun tabii. Hiç üzerinde durulacak bir şey değil. Hatta Selanik Karakolu'nda Yunan polislerle tutanak tutma gibi tuhaf bir anım da olmuş oldu. Asla unutmayacağım. 🙈

-------------------------------------------

Son olarak şunu söylemeliyim ki karayolu ile yurt dışına çıkmak çok başka bir his. Bu anlamda da çok farklı bir tecrübe oldu benim için. Uçak ya da gemi ile aynı hisleri yaşayamıyorsunuz. Karayolu çok başka. Pat vatandasın, pat değilsin. Çok acayip! Giderken gecenin bir yarısıydı, tam olayın içine giremedik. Ama dönerken... Aman Yarabbi! Meriç Nehri'nden geçiyorsun ağır ağır. Köprünün iki cephesi de mavi-beyaz boyalı. Sonra... Tekrar basıyorsun Kutsal Topraklar'a! Köprünün iki cephesi kırmızı-beyaz! Renklerine kurban olduğum ülkem... Hemen askerimiz karşılıyor bizi sınırdan geçer geçmez. Otobüste bir alkış, bir kıyamet! Bu hissi anlatmam imkansız. Yaşamak lazım. Karayolu ile sınırdan geçmek ve vatana dönmek bambaşka bir şey. Allah'ım kimseyi yersiz, yurtsuz, vatansız bırakma güzel Rabb'im...

-------------------------------------------

Selanik maceramız da burada bitiyor arkadaşlar. Başka bir yazıda görüşene kadar sağlıklı, mutlu, huzurlu, keyifli kalın. Bayramımız mübarek olsun. Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperim... 💋💋💋