İyi ki Geldin!

İyi ki Geldin!
Burası benim son derece genel, özel alanım; umuma açık, gizli odam. Hoş geldin :)))

1 Temmuz 2019 Pazartesi

Kaçamak

“Kaçamak” dediysem yanlış anlaşılmasın. Sevdiğimiz adamı/kadını tam bir gerizekalı olduğumuz için ömür boyu yaralayacağımız “to have an affair”den bahsetmiyorum. Bu zaten öyle tatlış tatlış “kaçamak” deyip geçiştirilecek bir şey değildir, bildiğin buz gibi İHANETTİR. Monogami tercih eden bir sürü hayvan türü olduğunu da düşünecek olursak başımızı eğip, insanlığımızdan utandığımız yerdir. Benim bu konudaki tavrım, hissim 2004’ten beri kesin ve net. Allah şaşırtmasın 🙏!!

Bahsettiğim kaçamak, hayat kaçamaklarıdır. Nasıl mesela? Bir fırsatını bulup iyi hissettirecek bir şeyler yaptığınız zamanlar. Yalnız da olabilirsiniz, birileriyle beraber de olabilirsiniz. Rutin yapmanız gerekenlerden bir özür ile ya da bir tercih ile kurtulup kendinize zaman yaratmak ve bundan yüksek oranda haz almak gibi.

Geçen hafta bugün öyle yapmıştım mesela. Pazar akşamı Kuşadası’ndan hiç dönmek istemedim. Jemmoo zaten orada kalacaktı, ben gecenin bir vakti otobüsle İzmir’e dönecektim, Pazartesi de işe gidecektim. Akşam 8 oldu, ben hala sallanıyorum. Deniz rehaveti çökmüş üstüme. Geç de yatmışız, uykusuzluk var bir gece önceden. Hiiiiiç çalışma temposuna dönesim yok. Tabii bu arada şöyle bir şey var, pek bir tempomuz da yok bu aralar iş yerinde. Aslında sorun biraz da bu. Biliyorsunuz bu Müdürlükte yeniyim daha, bir buçuk ay falan oldu. İki tane proje açılış toplantısında ufak tefek görevler ve birkaç tane tablo hazırlamak haricinde hiçbir şey yapmadım desem yalan olmaz. Ortam zaten berbat! Daha önce bahsetmiştim, aynı salaklardan tekrar tekrar bahsedip kelimelerime yazık etmeyeceğim. Kısacası, son derece sıkıcı geçiyor günler iş yerinde bu aralar. O yüzden hiç hiç hiç gidesim gelmiyor.

Ben de “Gitmeyeceğim yarın işe!” diye bir coşkuyla doldum bir anda. Resmen gözlerim parladı. Hemen iş arkadaşımı (içlerinde tek sevdiğim olan) aradım, rahatsızlandım dedim. Ertesi gün Müdüre söylemesini rica ettim. Zaten Müdür de çok az uğramış işe, hiçbir şey yapmamışlar, hepten sıkıcı bir gün geçirmişler falan filan.

Sonra atladım arabaya, doğru kaplıcaya Jemmoo’nun yanına gittim. Saat olmuş 9, hava kararmış. Kaplıca müşterileri birer ikişer dağılmış. Jemmoo içeride müdavim müşterilerden biriyle tavlada kapışıyor. Ben kendime bir kahve aldım, çıktım bahçeye. Hava mis! Latte ile Paşa (yeni personel, kaplıcamızın bekçisi 🤗) yuvarlana yuvarlana oynuyorlar. Oturdum, kahvemi içtim, dinledim, dinlendim. Nasıl mutlu hissettim, nasıl iyi geldi bana o akşam o bahçe…

Gece ise dere şırıltılarını dinleyerek, orman rüzgarı ile sarmalanıp serin serin uyuduk odamızda. Ertesi gün kalabalık bir kahvaltı yaptık müdavim müşterilerimizle. Öğleni bulduk. Sonra yavaş yavaş dağıldık. Ben biraz kuşlarla, köpeklerle ilgilendikten (bayılıyorum hepsine ️) sonra İzmir’e doğru yola çıktım. Benim İzmir’e varmam mesai bitimine denk geldi saat olarak. Herkes işine gitti, saatini doldurdu ve çıktı. Bense o gün bir kaçamak yaptım işte. İyi ki de yaptım!

Seviyorum bu kaçamakları, şifa oluyorlar bana. Tazelenmemi, dengelenmemi sağlıyorlar. Kendi şartlarınızda, kendi yöntemlerinizle size de tavsiye ederim dostlar 👍.

Tabii şunu demeye çalışmıyorum; bir yolunu bulun da işi/okulu/görev ve sorumluluklarınızı ekin! Sadece, bazen şartları iyi değerlendirip kendinizi ödüllendirin. Şöyle bir şey de olabilir bu; şu an işyerimdeyim ama blog yazıyorum. Fiilen mesaideyim, görevimin başındayım ama acil bir işim olmadığı için oturdum ve bana çok iyi gelen bir şey yapıyorum. Yazıyorum…

Boş boş etrafı mı seyredeyim? Bu aptallarla sohbet etmeye mi çalışayım? Hiç sanmıyorum. Öğlen yemeklerinde de kitap ya da gazete okuyorum çoğunlukla. Ya da kıymetlim Bütün Dünya dergisini. Tek başıma çıkıyorum ve iyi hissettiğim, yarar sağladığını düşündüğüm bir şeyler yapmaya çalışıyorum. O da benim öğlen kaçamağım oluyor 😉.

Hepinize bol kaçamaklı haftalar! Öyküme yoğunlaştım bu aralar. Kasım’a kadar bitirmem gerek çünkü yarışmaya katılacağım. Ama size yazmadan duramam nasıl olsa. Yakında görüşürüz!

Not: Cumartesi akşamı da bir kaçamak yaptık. Loreena McKennitt konserine gittik. Bence gidilmeli. Bir iki şarkısını beğenmedim, kabul ediyorum ama geri kalan o kadar güzel ki… Özellikle, gözlerimi kapatarak dinledim ve sanki tam o anlarda zamanı yavaşlatabiliyormuşum gibi bir his geldi. Artık Kelt müziğinin gizeminden mi, Loreena’nın duygusal sesinden mi yoksa muhteşem orkestradan mı büyülendim bilemiyorum. Kısacası, iyi ki gittik! Fırsatı olan bir gün bir yerde dinlesin bu kadını ve muhteşem orkestrasını.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder