“Kaçamak”
dediysem yanlış anlaşılmasın. Sevdiğimiz adamı/kadını tam bir gerizekalı
olduğumuz için ömür boyu yaralayacağımız “to have an affair”den bahsetmiyorum.
Bu zaten öyle tatlış tatlış “kaçamak” deyip geçiştirilecek bir şey değildir,
bildiğin buz gibi İHANETTİR. Monogami tercih eden bir sürü hayvan türü olduğunu
da düşünecek olursak başımızı eğip, insanlığımızdan utandığımız yerdir. Benim
bu konudaki tavrım, hissim 2004’ten beri kesin ve net. Allah şaşırtmasın 🙏!!
Bahsettiğim
kaçamak, hayat kaçamaklarıdır. Nasıl mesela? Bir fırsatını bulup iyi
hissettirecek bir şeyler yaptığınız zamanlar. Yalnız da olabilirsiniz,
birileriyle beraber de olabilirsiniz. Rutin yapmanız gerekenlerden bir özür ile
ya da bir tercih ile kurtulup kendinize zaman yaratmak ve bundan yüksek oranda
haz almak gibi.
Geçen
hafta bugün öyle yapmıştım mesela. Pazar akşamı Kuşadası’ndan hiç dönmek
istemedim. Jemmoo zaten orada kalacaktı, ben gecenin bir vakti otobüsle İzmir’e
dönecektim, Pazartesi de işe gidecektim. Akşam 8 oldu, ben hala sallanıyorum.
Deniz rehaveti çökmüş üstüme. Geç de yatmışız, uykusuzluk var bir gece önceden.
Hiiiiiç çalışma temposuna dönesim yok. Tabii bu arada şöyle bir şey var, pek
bir tempomuz da yok bu aralar iş yerinde. Aslında sorun biraz da bu.
Biliyorsunuz bu Müdürlükte yeniyim daha, bir buçuk ay falan oldu. İki tane
proje açılış toplantısında ufak tefek görevler ve birkaç tane tablo hazırlamak
haricinde hiçbir şey yapmadım desem yalan olmaz. Ortam zaten berbat! Daha önce
bahsetmiştim, aynı salaklardan tekrar tekrar bahsedip kelimelerime yazık
etmeyeceğim. Kısacası, son derece sıkıcı geçiyor günler iş yerinde bu aralar. O
yüzden hiç hiç hiç gidesim gelmiyor.
Ben
de “Gitmeyeceğim yarın işe!” diye bir coşkuyla doldum bir anda. Resmen gözlerim
parladı. Hemen iş arkadaşımı (içlerinde tek sevdiğim olan) aradım,
rahatsızlandım dedim. Ertesi gün Müdüre söylemesini rica ettim. Zaten Müdür de
çok az uğramış işe, hiçbir şey yapmamışlar, hepten sıkıcı bir gün geçirmişler
falan filan.
Sonra
atladım arabaya, doğru kaplıcaya Jemmoo’nun yanına gittim. Saat olmuş 9, hava
kararmış. Kaplıca müşterileri birer ikişer dağılmış. Jemmoo içeride müdavim
müşterilerden biriyle tavlada kapışıyor. Ben kendime bir kahve aldım, çıktım
bahçeye. Hava mis! Latte ile Paşa (yeni personel, kaplıcamızın bekçisi 🤗)
yuvarlana yuvarlana oynuyorlar. Oturdum, kahvemi içtim, dinledim, dinlendim.
Nasıl mutlu hissettim, nasıl iyi geldi bana o akşam o bahçe…
Gece
ise dere şırıltılarını dinleyerek, orman rüzgarı ile sarmalanıp serin serin
uyuduk odamızda. Ertesi gün kalabalık bir kahvaltı yaptık müdavim
müşterilerimizle. Öğleni bulduk. Sonra yavaş yavaş dağıldık. Ben biraz
kuşlarla, köpeklerle ilgilendikten (bayılıyorum hepsine ❤️)
sonra İzmir’e doğru yola çıktım. Benim İzmir’e varmam mesai bitimine denk geldi
saat olarak. Herkes işine gitti, saatini doldurdu ve çıktı. Bense o gün bir
kaçamak yaptım işte. İyi ki de yaptım!
Seviyorum
bu kaçamakları, şifa oluyorlar bana. Tazelenmemi, dengelenmemi sağlıyorlar.
Kendi şartlarınızda, kendi yöntemlerinizle size de tavsiye ederim dostlar 👍.
Tabii
şunu demeye çalışmıyorum; bir yolunu bulun da işi/okulu/görev ve
sorumluluklarınızı ekin! Sadece, bazen şartları iyi değerlendirip kendinizi
ödüllendirin. Şöyle bir şey de olabilir bu; şu an işyerimdeyim ama blog
yazıyorum. Fiilen mesaideyim, görevimin başındayım ama acil bir işim olmadığı
için oturdum ve bana çok iyi gelen bir şey yapıyorum. Yazıyorum…
Boş
boş etrafı mı seyredeyim? Bu aptallarla sohbet etmeye mi çalışayım? Hiç
sanmıyorum. Öğlen yemeklerinde de kitap ya da gazete okuyorum çoğunlukla. Ya da
kıymetlim Bütün Dünya dergisini. Tek başıma çıkıyorum ve iyi hissettiğim, yarar
sağladığını düşündüğüm bir şeyler yapmaya çalışıyorum. O da benim öğlen
kaçamağım oluyor 😉.
Hepinize
bol kaçamaklı haftalar! Öyküme yoğunlaştım bu aralar. Kasım’a kadar bitirmem
gerek çünkü yarışmaya katılacağım. Ama size yazmadan duramam nasıl olsa.
Yakında görüşürüz!
Not:
Cumartesi akşamı da bir kaçamak yaptık. Loreena McKennitt konserine gittik.
Bence gidilmeli. Bir iki şarkısını beğenmedim, kabul ediyorum ama geri kalan o
kadar güzel ki… Özellikle, gözlerimi kapatarak dinledim ve sanki tam o anlarda
zamanı yavaşlatabiliyormuşum gibi bir his geldi. Artık Kelt müziğinin
gizeminden mi, Loreena’nın duygusal sesinden mi yoksa muhteşem orkestradan mı büyülendim
bilemiyorum. Kısacası, iyi ki gittik! Fırsatı olan bir gün bir yerde dinlesin
bu kadını ve muhteşem orkestrasını.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder