Yeni bir iş projemiz var gündemde ve bu beni çooook heyecanlandırıyor!!! Gayet kurumsal bir yer olduğu için şehrin dışında olmasını hiç önemsemiyorum. Doğruyu söylemek gerekirse, şehrin dışında olması işime geliyor. Neden? Çünkü taşınacağım!! 🔑🏡 Aslında bunu çoktan yapmalıydım ama şartlar, ailevi durumlar vs. sebebiyle kendime ait bir evim olmadı hiç.
Bana sorarsanız bu çok "must" bir durum. Her yetişkin insanın bir süre kendi evinde, tek başına yaşaması lazım. Çok ciddi yalnızlık fobileriniz falan yoksa tabi. Ya da tek başına kalmaya engel bir hastalık, Allah korusun! Neden bu kadar iddialıyım bu konuda? Çünkü kendimden biliyorum. Baba evinden koca evine (Birlikte yaşamanın evlilikten bir farkı olmadığı için böyle söylüyorum.) geçtim direkt. (Üniversite dönemindeki apart hayatını saymıyorum. Tek başıma da değildim. Hep arkadaşlarım vardı. Ev bile değildi üstelik, aparttı.) Ve anlıyorum ki hiç kendimi bulamadım ben aslında. Bu iki ev de benim evim, iki evde de bu hayatta beni en çok seven insanlar var, hiç bir lafım yok. Ama... İki evde de farklı baskılar, farklı beklentiler...
Elbette birileriyle yaşamak zor, en yakının olsa bile! Lafım o değil. Ancak, ben daha kendim ne istiyorum bu hayattan doğru düzgün anlamamışım ki!!! Her gün kendimle ilgili yeni bir şeyler keşfediyorum bu aralar, Prozac mı sebep nedir? 😉😉😉Öyle ki ölüm-kalım meselesi yaptığım şeyleri salt tutkuyla istemiyormuşum aslında. Baskıya dayanamamışım, hırs yapmışım, gurur yapmışım, inat yapmışım. Sonuçta, ben ben değilmişim işte bir şeylere ısrar ederken, oldu/olmadı diye kavga ederken. Hatırlarsanız daha geçen gün olaylara çıplak gözle bakmaktan bahsetmiştim. Sanki kendim çok yapabiliyormuşum gibi...
Jemmo'nun dediği gibi benim biraz yalnız kalıp, kendimi keşfetmem gerekiyor aslında. Şöyle kutu gibi bir evim olsun, mümkünse zemin kat. Bahçeden yararlanıp kedi, köpek beslemek istiyorum İnşallah! 🐈🐕Eşim, dostum gelsin ziyaretime. Ne istiyorsam onu pişireyim, istersem sabaha kadar oturayım (Bu biraz ütopik tabi, bu kadar uykucu bir insan sık sık sabahlayamıyor!).
.................................
Bakalım bu hafta bir şeyler belli olur belki de. Hayırlısı... 🙏 Yalnızlığa da çok alışırım diye korkuyorum bir yandan ama böyle bir dönem tecrübe etmem benim için kaçınılmaz bir ihtiyaç. Alışırsam da alışırım ya! Ev içinde çok geçimli olduğum söylenemez zaten. Belki ben yalnız yaşaması gereken tiplerdenimdir. Kim bilir?
Beynimin içi fır döndü! 😊😊😊😊😊 Ama biliyorum, güzel olacak. Her zaman söylerim, "yeni"yi severim ben.
Bu arada tiyatro kursu, Bachata öğrenmek vs. namümkün şimdilik. Bakacağız, belki ileride?
Haydi bakalım yatayım artık, yarın yoğun geçecek.
İyi gecelerrrr...
5 Mart 2017 Pazar
2 Mart 2017 Perşembe
İllüzyon mu Gerçek mi?
Bazen aklım karışıyor. Size de oluyor mu bilmem. Bir şeyi gerçekten istiyor muyuz yoksa çoğu insanda var ve bende de olmalı kaygısına mı düşüyoruz? Bir arkadaşımızı gerçekten seviyor muyuz yoksa bir çıkar ilişkisi içinde miyiz? Sinirlendiğimiz, kırıldığımız zaman bunlar gerçekten oluyor mu yoksa bencillik mi yapıyoruz? Ya da kendimizden çıkaramadığımız acıları, elimize ilk geçenden çıkartıyor olabilir miyiz? Bilemiyorum. Kendimi anlamakta da zorlanıyorum işte.
Psikiyatristim "bakış açısı" demişti ya, belki her şey onunla ilgilidir. Şöyle bir örnek yardım etsin; sen özel günlerin hatırlanmasını çok önemsiyorsundur ve senin için bu günlerin hatırlanması açık bir kanıttır duyulan sevgiye dair. Sevgilin ya da en yakın arkadaşlarından biri için böyle değildir mesela. Kendi doğumgününün bile unutulmasını dert etmiyordur. O yüzden asla bir gösterge değildir onun için. Vee tut ki senin doğumgününü kutlamayı unuttu!!! Eyvahhhh, aman Tanrım 😱😱😱😱😱😱 Seni gerçekten sevmiyor galiba... Böyle bir saçmalık olabilir mi?? Aynısını sen ona yapsaydın yani sen onun doğumgününü unutsaydın, o bunu dert etmeyecekti. Dolayısıyla, senin sevgini asla sorgulamayacaktı. Ama sen onu bir kalemde harcadın ve onun ruhu bile duymadı! Burada bir sorun yok mu? Birbirimizin bakış açısına geçmeye tenezzül etmemiz gerekmez mi? "Benim bakış açım en doğrusudur!" diyerek saplanıp kalmak, gerçek duygularımızı taşımaya nasıl yetebilir? Ben senin karşında hiç eğilip, bükülmeyeceksem, seni anlamaya çalışmayacaksam, seni gerçekten seviyor olabilir miyim?
Dedim ya işte aklım karışık 😕Ben bu aralar "anneliği" sorguluyorum mesela. Bencillik mi yoksa fedakarlık mı? Karar veremiyorum. Sadece buna kodlandık diye anne olmalı mıyız? Dünya çok zor bir yer, bizi neler bekliyor hiç bilemiyoruz. O minicik beden(ler)i ömür boyu koruyup, kollamaya çalışmak da müthiş bir fedakarlık, şüphesiz! Ama doğru mu? Bilmiyorum. Ya anne olmayı bu dünyaya bir miras bırakmak için istiyorsak? Kendimize yoldaş olsun diye doğuruyorsak? Yaşlılığımızı, hastalığımızı garanti altına almaya çalışıyorsak? Bu yaklaşım bana hiç doğru gelmiyor. Evet kimse yalnız kalmamalı, katılıyorum, hem de tüm kalbimle ama olanlarla idare edelim. Yalnız kalmamak için bir canlı dünyaya getirmek???? Çıkamıyorum işte işin içinden.
Muazzam bir şey bana göre, onu da belirteyim. Mucize 👶En çok istediğim ve en çok korktuğum şey...
.............................
İllüzyon kelimesinin bir anlamı da göz bağı imiş. Bir kendimize soralım bence. Hatta sık sık soralım. Olaylara, kişilere çıplak gözlerle mi bakıyoruz? Yoksa bir bağın arkasından mı bakıyoruz?
Mutlu ve gerçek geceler...
Psikiyatristim "bakış açısı" demişti ya, belki her şey onunla ilgilidir. Şöyle bir örnek yardım etsin; sen özel günlerin hatırlanmasını çok önemsiyorsundur ve senin için bu günlerin hatırlanması açık bir kanıttır duyulan sevgiye dair. Sevgilin ya da en yakın arkadaşlarından biri için böyle değildir mesela. Kendi doğumgününün bile unutulmasını dert etmiyordur. O yüzden asla bir gösterge değildir onun için. Vee tut ki senin doğumgününü kutlamayı unuttu!!! Eyvahhhh, aman Tanrım 😱😱😱😱😱😱 Seni gerçekten sevmiyor galiba... Böyle bir saçmalık olabilir mi?? Aynısını sen ona yapsaydın yani sen onun doğumgününü unutsaydın, o bunu dert etmeyecekti. Dolayısıyla, senin sevgini asla sorgulamayacaktı. Ama sen onu bir kalemde harcadın ve onun ruhu bile duymadı! Burada bir sorun yok mu? Birbirimizin bakış açısına geçmeye tenezzül etmemiz gerekmez mi? "Benim bakış açım en doğrusudur!" diyerek saplanıp kalmak, gerçek duygularımızı taşımaya nasıl yetebilir? Ben senin karşında hiç eğilip, bükülmeyeceksem, seni anlamaya çalışmayacaksam, seni gerçekten seviyor olabilir miyim?
Dedim ya işte aklım karışık 😕Ben bu aralar "anneliği" sorguluyorum mesela. Bencillik mi yoksa fedakarlık mı? Karar veremiyorum. Sadece buna kodlandık diye anne olmalı mıyız? Dünya çok zor bir yer, bizi neler bekliyor hiç bilemiyoruz. O minicik beden(ler)i ömür boyu koruyup, kollamaya çalışmak da müthiş bir fedakarlık, şüphesiz! Ama doğru mu? Bilmiyorum. Ya anne olmayı bu dünyaya bir miras bırakmak için istiyorsak? Kendimize yoldaş olsun diye doğuruyorsak? Yaşlılığımızı, hastalığımızı garanti altına almaya çalışıyorsak? Bu yaklaşım bana hiç doğru gelmiyor. Evet kimse yalnız kalmamalı, katılıyorum, hem de tüm kalbimle ama olanlarla idare edelim. Yalnız kalmamak için bir canlı dünyaya getirmek???? Çıkamıyorum işte işin içinden.
Muazzam bir şey bana göre, onu da belirteyim. Mucize 👶En çok istediğim ve en çok korktuğum şey...
.............................
İllüzyon kelimesinin bir anlamı da göz bağı imiş. Bir kendimize soralım bence. Hatta sık sık soralım. Olaylara, kişilere çıplak gözlerle mi bakıyoruz? Yoksa bir bağın arkasından mı bakıyoruz?
Mutlu ve gerçek geceler...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)