İyi ki Geldin!

İyi ki Geldin!
Burası benim son derece genel, özel alanım; umuma açık, gizli odam. Hoş geldin :)))

17 Ekim 2018 Çarşamba

Meleklerim

Rüyamda sürekli Lattemu’yu görüyorum. Hehehehe normal tabii özledim çok. İlginç olan Jemmoo’yu bu kadar çok görmüyorum. Sanırsın, sevgilim Jemmoo değil Latte’ydi. Vallahi, Latte’yi günaşırı falan görüyorum, hatta dün akşam dile geldi, konuştu hayvancık. Nasıl deliriyorsam artık? 🤣
           
Hayırdır İnşallah efendime söyleyeyim, sanki müstakil bir eve gelmişiz bir arkadaşımla. Arkadaşım da 15 senedir falan görmediğim lise yıllarımın en yakın arkadaşlarından. Neyse efendim,  hani böyle mutfağa çıkan merdiven olur bazen müstakil evlerde. Öyle bir merdivenden yukarı çıkıyoruz. Mutfak kapısı kapalı tabii, evde kimse yok çünkü. Biri hariç 😍! Latte’m bekliyor bizi. Her zamanki gibi kapının hemen önüne yatmış, eve gelmemizi beklerken uyukluyor. Ayak seslerimizi duyar duymaz açılıyor gözleri, başlıyor yine dünyanın en güzel şekliyle sevinmeye. Ben de hemen onu mıncıklamaya başlıyorum. Dakikalarca mıncıklıyorum, en sonunda hayvancık dile geliyor ve “Çişimi yapmam lazım, biraz sonra sevmeye devam edersin.” diyor hahahahahaha! Rüyanın bu kısmında cıvıtmışım herhalde. Yorumlayan var ise beri gelsin.

Geçen gün de “Kardeş” ile konuşurken Pingo’mun o eşsiz ötüşünü duydum telefonun öbür ucundan. Nasıl özlemişim nasıl… Allah’ım bu güzel yaratıklar için sana sonsuz şükürler olsun 🙏! Hepinizi çok seviyorum…

15 Ekim 2018 Pazartesi

Kahve Festivali


Dün, Kahve Festivali’ne gittim arkadaşlar. Ekim ayı tam bir “Festivaller Ayı”. En sevdiğim ay zaten şüphesiz,  doğduğumuz ay😊. Bir de ben bayılıyorum böyle rengarenk stantlar, tatlı bir kalabalık, şarkılar, kahveden tablolar, nereye dönsen farklı bir hareket…

Kahve Festivali de aynen böyleydi. Güzel bir organizasyon olmuş. İlk defa katıldım bu festivale ve organizatörleri takdir ettim gerçekten. Bir yanda papağanlı bir korsan, bir yanda Sindirella’nın cam ayakkabısını düşürdüğü balodan fırlamış canlı heykeller, bir yanda Hint kınası tasarım standı (tabii ki ben de yaptırdım 😎), Kahve Dünyası mıydı tam olarak hatırlamıyorum şimdi ama öyle olması lazım, onların standında yüz boyama ve buraya dikkattt, kahve fincanında teraryum atölyesi… E tabii kahvenin her türlüsü ve çeşitli yiyecek ikramları da cabası. Benim için çok önemli bir nokta; tuvaletler temizdi ve kağıdı/sabunu sürekli yenileniyordu. Ayrıca, istediğiniz kadar su içebileceğiniz bir stant da vardı içeride. Temel ihtiyaçlarımı rahat rahat karşılayabildim yani ✌.

Hoş bir şey daha oldu. Sevdiğim ve takdir ettiğim, ailemizin diyetisyeni Sümbül’ün “Kahvenin Diyetteki Yeri” başlıklı konuşmasını dinleme fırsatı buldum. Sonrasında, birlikte döndük zaten festivalden. Böylelikle biraz sohbet etme imkanımız oldu, güzel oldu.

Pamela ve Gripin konserleri vardı ama kalmadım anladığınız üzere. Sümbül de kalmayacaktı zaten. E ben ne yapacağım tek başıma? İçki de içmiyorum zaten.* (A aaa bu arada, Efes’in de standı vardı ve ücretsiz bira dağıtılıyordu.)

İçki demişken, İstanbul’dayken Oktoberfest festival alanını gezdim. Festival, ben gittikten bir gün sonra başladı. Erteleme oldu. Şehitlerimiz için… Fakat ben gittiğimde her şey hazırdı zaten. Pek fazla vaktim olmadığı için festival alanını dolaştım, sonra da hadi değişik bir bira tadayım, öyle gideyim bari dedim. Dayanamadım, 20 cl’lik bir kaçamak yaptım işte o gün. Ama ne kaçamak? Ben böyle güzel bira içmedim daha önce. Pembemsi bir rengi var. Buğday birası. Adı da “Summer Wheat with Hibiscus” olarak geçiyor. Tatlı değil kesinlikle ama nefis bir aroması var. Şiddetle tavsiye ediyorum!

Yazımı bitirirken, çok alakasız bir şey söylemek istiyorum. Magazini pek takip edemiyorum ama bu sabah Sıla ve Ahmet Kural’ın barıştığını söyledi iş arkadaşım. Bana ne oluyorsa Allah bilir, çok sevindim. Sanki ikisinden biri arkadaşım. Ne bileyim ya, onların aşkının gerçekliğine inanmışım herhalde. Her şeye rağmen yeniden barışmaları sevindirdi beni. Diledikleri kadar şan, şöhret, çevre ve paraya sahip olan iki ünlü çiftin aylar sonra barışması sadece aşk için olabilir zaten. 

Kısaca, Aşk kazandı!

*İçki içmeme sebebim bir süredir Prozac kullanıyor olmam. Hatırlarsanız, daha önce de kısa bir süre kullanmıştım. 3 haftadır yine kullanıyorum ve bu sefer beni ilk günden etkiledi resmen. Şöyle anlatayım, ayağımı çarptığım gün haricinde 3 haftadır bir kere bile ağlamadım. Bu benim için DEV bir gelişme! O yüzden, açıkçası biraz korkuyorum bıraktığım zaman manyaklaşır mıyım diye. Yapacak bir şey yok, sonsuza kadar Prozac kullanacak değilim. Ayrıca, içki içmeyi de özledim vallahi. İnşallah, güzel bir kutlama ve keyifli bir sohbet eşliğinde içerim ilk içkimi 🙏.   




13 Ekim 2018 Cumartesi

Zor Dostum Zor

Bu ülkede bekar bir kadın olmak gerçekten zor. En çok güvenebileceğimi düşündüğüm insanlar bile bazen tedirginlik yaratıyor bende. Tamamen benim paranoyaklığım olabilir tabii ama ne bileyim işte... Hele bir tanesi var, gerçekten tuhaf... Geçen gün masamdayım, bir şey okuyorum, kafamı bir kaldırdım, o da ne? Bizim müdürlüğün kapısında hayalet gibi dikilmiş, bana bakıyor! Sonra da iyi çalışmalar diledi, gitti.  

İlişkileri yürütmek zor, bekar olmak zor. Hepsi zor işte... 

İlişki deyince, aklıma hep "Abla"nın geçenlerde söyledikleri geliyor: "Jemmoo, zor bir dönemden geçiyor ve etrafındaki herkesi kırıp geçiriyor. Bu yolun sonunda, yanında onu gerçekten sevenler kalacak!" 

Gerçekten sevmek... 

Elbette, onu hala çok seviyorum ama son yaptıklarından sonra kendini nasıl affettirir bilemiyorum. Aklımın tutulacağı bir şey olması lazım. Mucize gibi... Bir keresinde o bana öyle demişti: "Seni affetmem için bir mucize olması lazım. Bana böbreğini falan vermen lazım mesela." Tabii ki ben böyle saçma bir cümle kurmayacağım. Yine de... Affetmek, unutmak zor.

.............................................

Daha fazla yazasım gelmiyor bu akşam. Sonra görüşürüz arkadaşlar...


11 Ekim 2018 Perşembe

Izrar


Dün garip bir şey oldu. Artık, Belediyenin Hukuk İşleri Müdürlüğünde çalıştığım için bir dava dilekçesi okuyordum. “Izrar” diye bir kelime ile karşılaştım. Bu ne demek Allahasen? diye içimden geçirip otomatik olarak cep telefonuma yöneldim. Jemmoo’ya mesaj yazacağım. “Bebecik, ızrar ne demek?” diyeceğim. Bak gari! Bir saniyelik black out. Bir saniyelik ama dolu dolu bir black out.
……………………………………………………
Evvelsi akşam da bir film gösterimi ve söyleşisinden eve dönüyordum. Bizim evin oralarda park yeri ararken 3 kere KF plakalı beyaz bir Audi gördüm. Aynı araba mıydı? Farklı farklı arabalar mı bilemem ama tahmin ettiğiniz gibi Jemmoo’nun arabasının aynısı ve ısrarla gözümün içine girdi.
…………………………………………………… 
Zaten, durup durup Latte’nin kokusu geliyor burnuma. Çok da güzel olmayan ama benim çok sevdiğim bir koku… Bir de radyoda “Alla beni, pulla beni…” çalınca eeee artık yeter da! İnsanım ben, insan!!

Kısacası tüm hafıza alanlarım dalga geçiyor benimle bugünlerde. Gitmek istiyorum yine… Bir fırsat çıksa da yine İzmir’den uzaklaşsam diye dua ediyorum.

O da bu halde, biliyorum.


9 Ekim 2018 Salı

Çaresizlik Mi?


Anneannem dün sabah yine düştü. Saat 07:30 sularında, tam benim de kalkma vaktimde, “Düştüm, beni kaldırın!” diye bağırmasıyla zınk diye ayıldım. Annem bir yandan, ben bir yandan koşturduk, kaldırdık anneannemi. Tuvalete giderken destek aldığı bastonu kaymış ve düşmüş. Düştükten sonra maalesef kendi kendine kalkamıyor.

Haziran’dan beri üçüncü oldu düşmeleri. Neredeyse 4 aydır sürekli yatıyor canım anneannem. Tam iyileşiyor derken bir daha düşüyor çünkü. Dün de böyle oldu. Pazar günü ilk defa mutfakta bizimle oturdu yarım saat kadar. Hatta ona meşhur Türk kahvemden yaptım. 3-5 güne iyice ayaklanır diyorduk ki… Dün sabahki düşmeyle birlikte yine başa döndük.

En kötüsü düşmek değil aslında. Düştüğü yerden kalkamamak…

………………………………..

İşte bu duygu ve düşünceler içindeyim bir süredir. Yüreğim kabarıyor. Anneannemin rahatsızlığı sinirlerimi yıprattı galiba. Çaresizlik, her an gözümün önünde olunca etkilenmeden duramıyorum. Bir de şunu biliyorum tabii artık, yeni bir yaş daha almaya bir hayli yaklaştığım şu günlerde: Bu dünyada ne mesleğin, ne paranın, ne ünvanın, ne ailenin, ne kocanın yani HİÇBİR şeyin garantisi yok!

Hal böyle olunca içime bir kasvet basıyor. Sonra içimden bir ses hatırlatıyor: “Merak etme, Allah var!”

6 Ekim 2018 Cumartesi

Bir İstanbul Sonrası

İstanbul'dan döndüm arkadaşlar. Çok uzun bir aradan sonra ilk defa dönmek istemedim İzmir'e. Temelli orada kalmaktan bahsetmiyorum tabii ama birkaç gün daha kalsam olurdu yani. Evime koşa koşa dönmemi sağlayan sui generis zat ile olanlardan mütevellit haller işte... (Bu cümleyi de ondan başka kimse anlamayacak herhalde! 😁)

Neyse... Bu kısa tatil iyi geldi bana. Tebdil-i mekanda ferahlık var gerçekten. Havan değişiyor, dikkatin dağılıyor falan filan. İyi oluyor yani. Hem sevdiğim arkadaşlarımı da gördüm. En güzeli de o oldu. Sameday'de kaldım bir gece, bir gece de Pelati'de. Biri Çekmeköy'de, biri Osmanbey'de. Baya bir dolaştım yani İstanbul'u 😊. Sameday diyorum çünkü aynı gün doğmuşuz biz onunla! Güzel rastlantı değil mi? Tabii küçük bir farkla, 6 sene kadar 😉. Şile'ye gittik onunla, güzel bir öğle yemeği yedik. Yemyeşil doğası içimi ferahlattı. Yolları bile güzel vallahi! Akşam da evde bol sohbet, film ve bol kedi mıncırma 😺. Karamel diye bir Siyam kedisi var Allah'ımmm, böyle uslu kedi görmedim hayatımda. Resmen ağzıma attım, yedim onu. Latte'm gibi...

Çarşamba günü "Sessizlikte Diyalog"a katıldım. Vallahi, açıkçası "Karanlıkta Diyalog" kadar etkileyici değil. Harfleri, sayıları, temel cümleleri vb. öğrendik. Keyifli de geçti ama bir saat boyunca konuşmamak ve hiçbir şey duymamak, bir saat boyunca hiçbir şey görmemek kadar etkilemiyor insanı. Allah hiçbirini eksik etmesin tabii ama "Karanlıkta Diyalog" bir başka... Deneyimlemeniz lazım. Tabii seans sırasında, işitme engelli rehberimin anlatmak istediği bazı şeyleri zor anlayıp kendimi bir hayli gerizekalı hissettiğim de oldu 🙉. Zor, çok zor arkadaşlar. Sağlığımızın değerini bilmek zorundayız. Hayatlarını bu engellerle yaşayan kardeşlerimize borçluyuz bunu.

Geleyim asıl ilginç olana... Pelati dediğim arkadaşım yoga antrenörü ve hakkında hem çok iyi hem de çok kötü şeyler konuşulan meşhur bir Yoga Üstadı ile çalışıyor. Bu üstadın Çarşamba akşamı çakra çalışması varmış. Pelati, beni de götürdü çalışmaya. Nereden nereye? Hiç ortada böyle bir şey yokken, hatta bir hayli de önyargılı iken kendimi Akif Manaf'ın İndu Çakra dersinde buldum. 😄😄😄😄Ders yetmedi, bir de üstüne dersten sonra hocayla tanıştım. Pelati benden bahsetmiş zaten daha önce. Neden derseniz, bir bakıma Yoga ile tanışmasına ben vesile oldum da ondan. Neyse, Akif Hoca ile tanıştık. Kısa bir sohbetimiz oldu. Ben, öfkemi kontrol etmek istediğimi söyledim. O da bana öfkeyle ilgili kitabını önerdi. Aldım, bir güzel de imzalattım kitabı 😅. Ertesi gün öğlen de vardı İndu Çakra çalışması, yetmedi, ona da katıldım. Hehehehehe! Hiç aklıma gelmeyecek şeyler oldu birdenbire yani. Vallahi gerisini, berisini bilmem ama dersler iyi geçti. Kaslarım hala ağrıyor, oradan pay biçin. Çakram açıldı mı? Onu bilemiyorum... İlerleyen zamanlarda göreceğiz. Akif Hoca'ya gelince, onunla ilgili negatif bir şey hissetmedim. Yanlış bir hareketini de görmedim. O yüzden hakkında söylenenler için bir şey diyemeyeceğim.

Kısacası, benim için hoş bir deneyim oldu çakra çalışması. Nefes, kondisyon, meditasyon çalışmaları yaptım ama böyle bir çakra çalışması yapmamıştım hiç. E, Pelati'ye bakıyorum, o da akarmik yaşantısıyla bugüne kadar hiç olmadığı kadar mutlu ve huzurlu. O zaman sorun yok diyebilirim. 👍 Akif Hoca sorunsalı benim için burada biter.

Pekiiii, ben akarmik yaşayabilir miyim? Yok, yok almayayım. Zira, dünyevi zevkleri oldukça fazla seviyorum hehehe... 🙆

Tabii, yine de yapabileceğim bir şeyler var. Dünyevi zevklerin tadını çıkartmaya devam edip, dünyevi acıların etkisini azaltmaya çalışabilirim. Bunun için önce özümde sakin ve huzurlu olmalıyım. Bir süredir bu konuyla ilgili başka kaynaklardan yardım almaya çalışıyorum zaten. Şimdi Akif Hoca'nın öfkeyle ilgili kitabına da başladım. Açıkçası, gerçekten fayda görmek istiyorum arkadaşlar. Hiçbir şeye öfkelenmeyen o insanlardan biri olmak istiyorum artık. Bu konuda yararlanabileceğim her kanalı kullanacağım. Artık, kavga etmekten çok sıkıldım! Kırmaktan, kırılmaktan kurtulmak istiyorum. En sevdiğim insanlara kolayca öfkelenmek istemiyorum.

En azından birimizin dönüşmesi lazım. Bunun başka yolu yok!

....................................

Daha çok yazarım ama bu yazıyı fazla öznelleştirmek istemiyorum. Zaten, TÜRGÖK'e gideceğim, hazırlanmam lazım. Görüşmek üzere arkadaşlar! Hayatımızdan öfkeyi çıkaralım. Lütfen!!! Hepinize sevgiler... 🙋









2 Ekim 2018 Salı

Havaalanı Yazısı

En sonunda yıllık izne çıktım arkadaşlar. Havaalanından yazıyorum şu anda. Birazdan İstanbul'a doğru yol alacağım. Biliyorsunuz daha önce "Karanlıkta Diyalog"a gitmiştik. Çarşamba günü de "Sessizlikte Diyalog"a gideceğim İnşallah.  Bakalım "Karanlıkta Diyalog" kadar büyük bir etki bırakacak mı ruhumda? Dönünce buradan paylaşacağım sizlerle. Bir de Oktoberfest'e denk geliyorum ne güzel ki, bir aksilik olmazsa ilk gününde gezme fırsatım olacak festival alanını. (Darısı Münih'e İnşallah!) Gerçi bu aralar içki içmiyorum ve bir süre daha içmeyi düşünmüyorum ama sorun değil. Önemli olan elindeki imkanlar doğrultusunda anın tadını çıkarabilmek! Eksik de olsan, yarım da olsan, yaralı da olsan...

Yara demişken, evvelsi gün ufak bir ev kazası geçirdim. Kapı çaldı ve ben de aceleyle kapıyı açayım derken ayağım kapıya çarptı. Küçük parmaklarımdan birinin tırnağına geldi kapının sivri kenarı. Et ile tırnak arasına girdi. Nasıl canım yandı, nasıl canım yandı... O kadar canım yandı ki oturdum, ağladım. Gözümden yaş geldi falan değil, baya baya ağladım. Evet ben her şeye ağlayabilirim, bir şeylere duygulanmam an meselesidir. Filmlere ağlarım, kitaplara ağlarım, biri ağlarsa ağlarım ama canım pek tatlı değildir. Hatırlarsanız, geçen sene Hıdırellez'de ayağım komple yandı neredeyse de gık demedim hani. 

Bu acı başka türlü imiş. Tırnağımın, etimden ayrılmadan bile verdiği acı bu kadar ise ayrıldığını hayal bile etmek istemiyorum. Boşuna dememişler "Et, tırnaktan ayrılmaz!" diye... Et, tırnaktan ayrılmıyor arkadaşlar. Ayırmaya çalışınca da canından can gidiyor vesselam...