İyi ki Geldin!

İyi ki Geldin!
Burası benim son derece genel, özel alanım; umuma açık, gizli odam. Hoş geldin :)))

31 Mart 2017 Cuma

Sakız Ağacı

Biraz stresli bir yolculuktan sonra feribota yetişebilmeyi başardık ve bir başka günübirlik Yunan Adası gezisine başladık. Çarşıda kahvaltı ettikten sonra otobüsle köy turuna çıkma vakti geldi. (Mastelo peynirli çörek çok lezzetliydi 🍩, tavsiye edilir.) Zaten ben köy turu için gittim ve inanın gittiğime fazlasıyla değdi!!

İlk durağımız Mastichoria yani Sakız Ağaçlarının bulunduğu bölge idi. Bu ağaçların sakız üretmesi için toprak ve ısı kadar belli bir hava akımına da ihtiyaçları varmış. Bu sebeple, adanın sadece güneyinde yetişebiliyormuş. Daha doğrusu sadece güneyinde sakız üretebiliyormuş bu ağaçlar. Ayrıca, adada yangın riski de çok yüksek olduğu için Sakız Ağaçlarının dağınık şekilde dikilmesine izin veriliyormuş ancak. Allah korusun, yangın halinde hepsi birden yanmasın diye. Tahmin edebileceğiniz gibi sakız, ada halkı için altın kadar değerli. Çok zahmetli uğraşlar sonucunda elde ediliyor ve silah sanayi (sakız yağı silah temizleme maddesi olarak kullanılıyormuş), gemi yapımı dahil birçok alanda kullanılıyor. Ben hayatımda ilk defa Sakız Ağacından sakız topladım ve sonra da bir güzel çiğnedim 😄😄😄. Tabii ki çok az miktarda ve geçen seneden kalmış sakızdı. Bu sezonun sakızını, birinin ağacından izinsiz toplamanın hapis cezası varmış zaten 😨.

Sakız topladıktan hemen sonra küçük bir dükkana girdik. Bazı hediyelikler almak lazım tabii 😏. Ben mideye iyi geldiği için sakız üzerine yoğunlaştım ama muhteşem seramik hediyelikler de vardı. El yapımı ve hepsi çok güzeller. İlgilenenlere belirtmek isterim. Bu köyün adı Armolia. Sakız topladığım ağaçların da bulunduğu köy aynı zamanda. Eğer yanlış anlamadıysam, Mastichoria bir yerleşim adı değil, Sakız Ağaçlarının bulunduğu bölgeyi adlandırmak için Mastichoria deniyor 🌲🌲🌲🌲. Yani her Sakız Ağacı dikilen bölge bir Mastichoria. En azından ben böyle anladım!

Armolia'dan çıktık, sonrasında ver elini Pyrgi. "Kule" anlamına geliyor Pyrgi ve "Geometrik Köy" olarak biliniyor. Picasso'yu kıskandıran köy de deniyor çünkü evlerin her birinin dış cephesi, kazınmış (xysta yöntemi) geometrik süslemelerle kaplı. Geometrik süslemeler haricinde mutlaka her evin dış cephesinde çiçek ya da çark motifi de oluyor. Ya da her ikisi birden. Çiçeğin sevgi, aşk, mutluluk getireceğine, çarkın ise şans, para, bolluk getireceğine inanıyorlar. 

Bu arada 25 Mart, Yunanistan'ın hem dini hem milli bayramlarından biri imiş. (Yunanistan'ın Osmanlı'dan bağımsızlığını kazanmasının yıl dönümü ve aynı zamanda Hz. Meryem'e Hz. İsa'nın doğacağı vahyinin verilme günü olan Müjde.) Gezimizin bugüne denk gelmesi şahane oldu çünkü Pyrgi Meydanı'nda çocuklar halk oyunları gösterisi yaptılar, bando geçişi oldu. Biz de bir süreliğine tören alayını ve oyunları izleyebildik. Kendimi 23 Nisan'da zannettim 👧👧.  

Veee bu köyden aldığım sakızlı, tarçınlı likörün mükemmel olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. (Geçen gün Jemmoo ile içtik, bayıldık. Bir dahaki gidişimde galonla alacağım 😆😆😆😆😆😆.)

Yemek molası ile ilgili çok anlatacak bir şey yok aslında. Çok beğendiğim söylenemez ve burada uzun uzun yemek yazmak istemiyorum. Ancakkkk, Fresh Chios Beer (Sakız birası) ve tatlı niyetine gelen kumkuat reçeli harikaydıı!!! Mmmııımıımmııımmıımmm... 

Son durağımız ise Mesta Köyü idi. Burası bir labirent köy. Ortaçağ'da, Korsan saldırılarına karşı labirent şeklinde dizayn edilmiş. Dolambaçlı, daracık sokaklar… Anlatmak çok zor, mutlaka görmelisiniz. Boşuna UNESCO dünya miras listesine girmemiş 👏👏👏. Ziyaret ettiğimiz Palaios Taksiarhis Kililesesi de görülmeye değerdi. Özellikle Mikail ikonu çok etkileyici.  Bildiğiniz gibi başmeleklerden biri olan Mikail, bizleri Şeytan’ın kötülüğüne karşı korumak üzere yeryüzüne gönderilmiştir. Bu vasfını vurgulamak amacıyla ikonu özel bir teknikle yapılmış. Siz sağa da gitseniz, sola da gitseniz, Mikail gözleriyle sizi takip ediyor 👀. Gerçekten çok etkileyici! Ayrıca, bu kilisenin şöyle bir geleneği var. Eğer dilekte bulunmak isterseniz, 50 Cent gibi ufak bir bağış yapıp, bir tane küçük mum yakıyorsunuz. Dileğiniz kabul olursa, kiliseye tekrar gidip, bu sefer € 5 değerinde olan büyük mumlardan alıp yakmanız gerekiyor. Ben diledim ve büyük mum yakmak için tekrar gideceğim çok şükür 🙏. Son bir detay daha Mesta ile ilgili, söylenene göre Homeros İlyada’yı burada yazmış. Hep okumaya niyetlendim ama daha kısmet olmadı. Bakalım, bir gün İnşallah…

Bu sefer çok uzun yazdım, farkındayım. Umarım benim yazmaktan aldığım kadar keyif alırsınız okumaktan!

Tekrar görüşmek üzere, iyi gecelerrr 😃…





24 Mart 2017 Cuma

İrili Ufaklı Keyifler

Hayattan keyif almak elimizde. Klişe biliyorum ama klişeler doğrudur. Sevdiğimiz insanlarla hayatı paylaşmak elbette muhteşem ama onlar her zaman yanımızda olmayabiliyorlar. O yüzden kendi başımıza da hayattan keyif almayı becerebilmeyiz.

Açıkçası, dut reçeli ve kekik çayı eşliğinde bu yazıyı yazarak ya da Kemeraltı'nı arşınlayarak çok keyifli vakit geçirebiliyorum. Ya da önümüzdeki dönem eğitim almak için Sahne Tozu Tiyatrosu'na kayıt yaptırdığımda. Ya da arkadaşlarımla ilişkiler hakkında felsefe yaptığımda 🙆. Böyle de olmalı bence. Yoksa, canını sıkacak dünya kadar malzeme bulursun şüphesiz. Enerjini keyif alacağın malzemeler bulmak için harca!

......................................

Bugün biraz tuhaf hissediyorum aslında. Sanırım Prozac'ı bırakmakla alakalı. Gerçi kısa bir süre kullanmış oldum ama yine de sandığımdan daha etkiliymiş herhalde. Neyse, bir problemin neden kaynaklandığını bilmek önemlidir. Neden kaynaklandığını bilirsen, çözüme daha kolay ulaşırsın.

......................................

Dün Abla ile meditasyon yaptık. Çok başarılı bir seanstı. Hatta bir kaç damla gözyaşı döktüğümü de itiraf etmeliyim. Hoş, ağlamak zor bir şey değil zaten benim için 😝😝. Hayatımda böyle bir insan olduğu için çok mutluyum, onunla konuşmak bile bana iyi hissettiriyor 🙏.

Artık ben de ufak ufak çakra çalışmalarına ve Sufi Nefesi çalışmalarına başlayacağım. Nefes çalışmalarına yogadan alışkınım zaten ve ne kadar sağlıklı olduğunu birebir yaşadım. Bu konularla ilgilenmenizi tavsiye ederim, en azından nefes çalışmalarıyla. Kol, bacak egzersizi gibi düşünün çünkü gerçekten farklı değil. Doğru nefes alarak, oksijenin tüm vücudunuza ulaşmasını sağlıyorsunuz. Kaybedecek bir şey yok, zaten sürekli nefes alıyorsunuz değil mi 😛😛😛?

Yine Abla'dan öğrendiğim şekilde, bugün ilk arınma seansımı da gerçekleştirdim. Nefes egzersizleriyle yapılan, son derece kısa ve son derece de kolay bir çalışma. Hatta sevdiklerimin aurasını da olumsuz enerjiden arındırmaya çalıştım ama bilemiyorum becerebildim mi? Daha yeniyim bu konularda. Umarım becerebilmişimdir 😊.

Enerji, arınma, melekler vs. konularına inanmıyor ya da ilgilenmiyor olabilirsiniz ama nefes çalışmalarını mutlaka yapın derim. İda ve Pingala tekniği mesela! Sadece nefes egzersizi, melek, şeytan, hiçbir şey yok, merak etmeyin 😂😂.

https://www.youtube.com/watch?v=KfgnI0WTjVk

Yukarıdaki linkte başlangıç yoga dersi videosunu ve içerisinde de İda ve Pingala nefes tekniğini bulabilirsiniz.

......................................

Nereden nereye, Kadınlar Günü'nde Kardeş arkadaşlarıyla buluşacaktı bir şeyler içmek için ve beni de davet etti. O akşam tanıştığım çok tatlı bir kadından, Yoga Eğitmenliği Sertifikası'nın artık MEB tarafından verildiğini, MEB'den alınmadığı takdirde (özel bir yoga stüdyosundan alınırsa) Türkiye'de eğitmenlik yapılamadığını öğrendim. Bu yasa değişikliği, yeni yılda yürürlüğe girmiş. Ben de hemen ilgili kişilerle irtibata geçtim tabii. Özel stüdyolara göre çok daha az maliyetli ayrıca. İlgilenenler için linkini paylaşmak istiyorum.

http://www.yogafederasyonu.org/

.......................................

Yeni bir insan yeni bilgiler demektir. Ne zaman, kimden, ne öğreneceğinizi bilemezsiniz ve bu bilgilerin ne kadar işinize yarayacağını da. Tanışın, konuşun, öğrenin, paylaşın!!! Bilgi sonsuz ve sonsuzluk aynı zamanda 🙌🙌.

.........................................

Bu arada, haftaya TÜRGÖK'te engelli kardeşlerimiz için kitap okumaya başlıyorum İnşallah 🙏. Çok uzundur hayal ettiğim bir şey gerçek oluyor, şükürler olsun. Siz de bu kapsamda bir şeyler yapmak isterseniz, TÜRGÖK ile bir görüşün derim. Hemen bu linki de paylaşıyorum 😜.

http://www.turgok.org/

Bir görme engelli kişinin, sizin sesinizden kitap dinlemesi nasıl muazzam bir haz verir düşünebiliyor musunuz??

..........................................

Yarın Sakız'a gideceğim. Daha önce sadece çarşısını gezebilmiştim. Bu sefer UNESCO dünya miras listesine giren üç köyünü göreceğim. Size oraları anlatmak için sabırsızlanıyorum.

Görüşmek üzere...

23 Mart 2017 Perşembe

Egeli Kadınlar

Hatırlarsanız geçenlerde Alsancak Lions Kulübü'nün düzenlediği Kadınlar Günü Paneli'ne gitmiştim. Çok verimli ve keyifli bir paneldi. Dört tane değerli panelist vardı 🌟🌟🌟🌟. Yazar ve aynı zamanda eczacı Canan Tan, Hürriyet Ege köşe yazarı Ayçe Bükülmeyen (ve kitap yazarı), Psikiyatrist (ve aile terapisti, cinsel terapist, şema terapisti, bilişsel davranışçı psikoterapist) Arzu Erkan Yüce ve İzmir Milli Kütüphane Başkanı Avukat Ulvi Puğ (aynı zamanda çok başarılı bir şiir seslendiricisi). Gördüğünüz gibi 10 parmağında 10 marifet panelistlerden bir şeyler öğrenmemek mümkün değildi zaten. Buraya her şeyi yazamam elbette, ancak Türkiye'de ilkleri başaran Egeli kadınlar ile ilgili bazı bilgileri paylaşmak için can atıyorum. Bu bilgilerin kaynağı da Ayçe Bükülmeyen'dir. Mutlaka okumamız gereken, İngilizce çevirisini İngiltere Başbakanı Theresa May'e hediye ettiği kitabı "Ege'nin Öncü Kadınları"ndan:

1. Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin seçilmiş ilk kadın Muhtarı Gül Esin, Aydın’ın Çine ilçesinin Karpuzlu Bucağı’nda görev yapmıştır.

2. Benal Nevzat İstar Arıman ilk Türk kadın milletvekillerindendir ve V, VI.,VII., ve VIII. Dönemde İzmir Milletvekilliği yapmıştır.

3. Sabiha Gökçen tarafından yetiştirilen dört kadın pilottan biri olan Yıldız Eruçman, Türkiye'nin paraşütle atlayan ilk kadın havacısı ünvanına sahip Selanik göçmeni bir İzmirlidir.

4. 1961-1973 yıllarında NASA’da görev alarak bu kurumdaki ilk Türk bilim kadını (astrofizikçi) olan Dilhan Eryurt bir İzmirlidir.

5. Türkiye'nin ilk kadın noteri Mazlume Yüce bir İzmirlidir ve Anneler Günü'nün Türkiye'de resmi olarak kutlanmasını sağlayan kişi de ta kendisidir.

6. İlk Türk kadın Emniyet Müdürü Şerife Feriha Saner bir İzmirlidir. Kaymakamlık kursunu bitirmesine karşın cinsiyeti nedeniyle kaymakam olma isteği geri çevrilince Emniyet Genel Müdürlüğüne başvurmuştur ve komiser muavini olarak göreve başlamıştır. 1953'te Emniyet Müdürü rütbesine yükselmesine karşın kadın olduğu için ataması gerçekleştirilmemiştir. Ancak, bu haksızlığı yargıya taşımış ve davayı kazanarak aynı yıl göreve atanmıştır.

7. Türkiye'nin ilk kadın Ortodontisti olan Ayşe Mayda, 1916'da İzmir Kemeraltı, Beyler Sokağı yakınındaki, Salepçioğlu Camisi'nin arkasındaki karanlık sokakta doğmuştur.

8. İlk kadın Turizm Bakanı ve ilk kadın Çevre Bakan Işılay Saygın İzmirlidir. Devlet Bakanı olduğu dönemde, Medeni Kanun’daki kadının eşi dışında kendi soyadını da kullanma imkânını sağlayan değişiklik yapılmıştır. 

9. Türkiye'nin İlk Kadın Borsa Başkanı Işınsu Kestelli İzmirlidir.

10. İlk kadın Danıştay Başkanı Füruzan İkincioğulları İzmirlidir. 

11. Lale Aytaman, Türkiye'nin ilk kadın valisi olarak Muğla'da görev yapmıştır.

12. İlk kadın moda tasarımcısı Zuhal Yorgancıoğlu İzmirlidir. Şöhreti dünya çapına ulaşmıştır.

Son olarak, 

13. Türkiye tarihinin ilk kadın protestosu İzmirli kadınlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Kökeni Amazonlara kadar uzanan İzmir kadını, 1828 yılında, dönemin İzmir Valisi Hasan Paşa tarafından verilen izinle yapılan “ekmek zammı”nı protesto için 3 gün boyunca çocuklarıyla birlikte sokaklara dökülmüşlerdir. Önce erkekler tarafından protesto edilen, ancak sonuç alınamayan ekmek zammı, İzmirli kadınların bu protestosu sonrasında, Hasan Paşa’nın devreye girmesiyle geri alınmıştır.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere...

Eklemek istediğiniz bir şeyler var ise lütfen yazın, çok sevinirim 😊😊😊.


21 Mart 2017 Salı

Jemmoo Juniors

Merhabaaaa!

Bugün size komik bir şey anlatacağım. Siz henüz bilmiyorsunuz ama benim halihazırda iki oğlum var. Jemmoo Juniors 👪. Çok komik ve çok şekerler. Buraya kadar her şey normal fakattt... Geçen gün Jemmoo çocuklarla ufak bir sohbete başlıyor. Malum küçücük çocuklar ve hayatlarında bir sürü şey oluyor. Neye, nasıl tepki verecekleri ve nelerden etkileneceklerini kestirmek zor. Jemmoo oldukça duyarlı bir baba olduğu için çocukları sık sık yokluyor.

Benimle olan ilişkisinin onlara ne hissettirdiğini sormuş çocuklara. Jemmoo Junior 2 numara cevaplamış ilk önce. "Ben seviyorum çünkü bize çok iyi davranıyor." demiş kuzu. Buraya kadar da her şey normal. Gelelim 1 numaraya... Biraz utanmış, kızarmış ve sonra ne dese beğenirsiniz?? "Ben biraz kıskanıyorum açıkçası çünkü Sanem abla çok havalı!!!" 😅😅😅😅😅😅😅😅😅😅😅 Ben seni yerim ya velet hahahahahaha! Burada kıskandığı ben değilim yani dikkatinizi çekerim. Jemmoo'yu benden kıskanmıyor, beni Jemmoo'dan kıskanıyor!!! Babasına ortak çıkacak hey Allah'ım 🙈🙈🙈.

Bu küçük adam biraz beğeniyor beni galiba, daha önce de "Keşke Sanem abla benim yaşımda olsaydı." minvalinde bir şeyler söylemişti. 😍😍😍

Allah bütün çocuklarımızı bize bağışlasın 🙏.

En kısa sürede tekrar yazacağım. Sağlıcakla kalın ve bu arada Cem Karaca'dan "Sen Duymadın"ı dinleyin. Benden söylemesi. Daha önce dinlememişim, bayıldımm!!!

"...Bir yer duydu, bir gök duydu, su duydu. Bir yer duydu, bir gök duydu, su duydu. Bir yer duydu, bir gök duydu, su duydu. Sennnn, duymadın..."

18 Mart 2017 Cumartesi

Zeus, Europa, Küçük Kiliseler ve Fahir Sabuniş

Kısa Kos gezime dair aklıma gelen bir, iki enstanteneyi daha paylaşmak istiyorum sizlerle.

Birincisi, Zeus ve Europa'nın hikayesi... Efsaneye göre, Bir kıtaya adını veren güzeller güzeli Europa'ya görür görmez tutulmuş Zeus. Tanrıların ve insanların babası, göklerin, şimşeklerin ve gökgürültülerinin tanrısı Zeus... Altın rengi bir boğa kılığına girmiş Europa'ya yaklaşmadan önce. Europa da o sırada arkadaşlarıyla birlikte çiçek toplamaktaymış. Altın rengi boğa kızlara yaklaşmış sevimli sevimli. Kızlar da bayılmış bu güzel boğaya ve hemen okşamaya başlamışlar. Ne zaman Europa da boğayı sevmeye yeltenmiş, sevimli boğa sanki reverans yapar gibi Europa'nın ayaklarının dibine eğilmiş. Europa da boğanın sırtına binivermiş. Europa biner binmez boğa şahlanmış ve koşmaya başlamış. Kos'tan almış Europa'yı, denizin üstünde sanki koşarak Girit'e kaçırmış. Girit Adası'na varınca tanrı formuna geri dönmüş ve kendisini tanıtmış Europa'ya. Sonra da aşkla birleşmişler, bu birleşmeden sonra bir daha hiç yapraklarını dökmeyen Çınar Ağacı'nın altında. (Bu arada Zeus'un bir karısı da varmış, evlilik kraliçesi Hera! Bu notu da düşelim, yorum sizlere ait... 😜)

İkinci değinmek istediğim konu ise küçük kiliseler. Bu kiliseler gerçekten küçük, minyatür kiliseler. Yol kenarlarında görüyorsunuz bu minyatür kiliseleri. Samos'ta (Sisam) da görmüştüm ama o zaman öğrenmemiştim vasfını. (Boşuna dememişler, çok okuyan değil çok gezen bilir diye!!!) Acıklı bir hikayesi var bu minyatür kiliselerin. Trafik kazalarında hayatlarını kaybedenler için yapılıyor. Yolun hangi noktasında hayatını kaybettiyse kişi, oraya konuyor bu minyatür kiliseler. İçinde kişinin resmi ve çiçekler oluyor. Ziyaret edenler de mum yakıyorlar. Ölen kişi ne kadar genç ise minyatür kilise o kadar büyük oluyor genelde 😢😢😢. Ne olur arkadaşlar ne olur, trafikte her şeyi unutun ve yola konsantre olun. Kamu spotu olmaya kalkışmıyorum ama bu konular maalesef boş vermeye gelmiyor!!!

Son olarak Fahir Sabuniş'ten bahsetmek istiyorum. Aslında Kos ile bir ilgisi yok ama bence ilginç ve hoş bir tesadüf oldu. Kos'tan Bodrum'a dönünce bir çay molası verdim. Daha Milas'a gitmem gerekiyordu ve biraz soluklanmak istedim. Oturdum bir çay bahçesine ve benim canım, pimpirikli annemle konuşmaya başladım. Yan masada da 80-90 yaşlarında bir tatlı amca hayretler içerisinde beni dinliyordu. "Koskoca kadını annesi hala merak ediyor!" falan diyordu herhalde içinden. Telefonu kapatınca hemen sohbete girişti. Annelerin hep böyle olduğundan falan dem vurdu, yaşımı, işimi, gücümü sordu. "Öğrenci misin?" deyip beni mest etti 😊😊😊. Neyse efendim, kalkma vakti geldi. Elimi sıkarken ismimi sordu. Sonra kendisininkini söylerken de "Bu ismi unutma sakın!" dedi. Meğer, eski Sümerbank Genel Müdürü, eski Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Yatırımlar Başkan Yardımcısı, Anavatan Partisi Kurucu Üyesi, 17. ve 18. Dönem Bursa Milletvekili ve aynı dönemlerin Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar Komisyonu Başkanı Fahir Sabuniş ile tanışmışım. Tanıştığıma da çok memnun oldum. Hayat tesadüflerle dolu 😍.

Artık çıkmam lazım, Nadushka'nın da doğumgününü kutlayacağımız kulüp kokteylimiz var. Yeni yaşı bol mutluluk getirsin İnşallah 🙏 ve bize de iyi eğlenceler olsun...

Sevgilerrr...

15 Mart 2017 Çarşamba

Kısacık Kos

Yeni yerler görmeyi o kadar seviyorum ki... Dün Kos'taydım. Diğer adıyla İstanköy. On iki adalardan bir tanesi Kos. Bodrum'dan yaklaşık 50 dakikalık bir feribot yolculuğu ile rahatça ulaşabiliyorsunuz. Adaya varır varmaz, feribotta tanıştığımız sevgili rehberimiz İrini (çok çok selam olsun tatlı rehberimize 🙋) eşliğinde 3 saatlik bir otobüs gezisine başladık.

İlk olarak Hacipetrou Zeytinyağı Fabrikası'na gittik. Kos'un en eski zeytinyağı fabrikasıymış. Nefis zeytinlerden tattık ve yine ikram olarak sunulan ekmeklerimizi, hem yeşil zeytinden yapılmış hem de siyah zeytinden yapılmış zeytinyağlarına bandıra bandıra yedik 😜😜. Burada şaşırılacak bir şey yok zaten, Ege'nin her yerinin zeytini ve zeytinyağı çok güzel, şüphesiz!! Asıl benim ilgimi çeken, yine fabrikada ikram ettikleri ve ilk defa tattığım tarçın şurubuydu. Adı Kanelada olan bu şurup sulandırılarak servis ediliyor ve sağlığa çok faydalı olduğu söyleniyor. Tadı da çok güzel ayrıca, nımnımnımımmmmmm...

Zeytinyağı fabrikasından sonra Kefalos'a geçtik. Panoramik manzaraya sahip bir yerleşim bölgesi. Ege Denizi, Kalymnos, Pserimos ve diğer adalar, Bodrum, hepsi ayaklarınızın altında. Bol bol resim çektik tabii ve bir kahve molası verdik. 

Son durağımız ise Haciemmanuil Şarapçılık'tı. 2000 yıllık bir imalathane! Kocaman mahzenlerini gördük, şarapla ilgili yeni bilgiler öğrendik. Mesela, kırmızı şaraplar 10-15 yıl bile bekledikten sonra içilebiliyorken, beyaz ve rose şarapların en fazla 3 yıl içinde tüketilmesi gerektiğini biliyor muydunuz? 

Tabii ki, sizin de tahmin edeceğiniz gibi bol tadımlı bir ziyaret oldu bu ziyaret 🍷. İki tane önerim olacak sizlere. Latin Alfabesine göre isimlerini bile aldım. İkisi de Yunan Şarabı. İkisi de beyaz. Birincisi "Dikeos", çok güzel bir beyaz şarap. Adının anlamı "adalet" imiş. Kesinlikle denemelisiniz. İkincisi ve bana asıl değişik gelen şarabın adı ise "İliodoron". Anlamı "güneşin hediyesi" 😌. Bu, tatlı bir şarap fakat meyve şarabı gibi değil. Anlatması zor, denemeniz lazım. Genelde, yemeklerden sonra, ağızda hoş bir tat bıraksın ve hazmı kolaylaştırsın diye içiliyormuş. 

Vakit kısıtlı olduğu için Eski İtalyan Yönetim Binası'nı, Katedral'i, Roma Evi'ni, Roma Tiyatro Binası'nı ve Antik Stadyum'u otobüsten gördük. Tek üzüldüğüm Asklepion'u görememek oldu. Günübirlik bir geziye her şeyi sığdıramıyoruz maalesef. Bir sonraki gidişimde dünyanın ilk hastanesi Asklepion'u mutlaka göreceğim. 

Bir de küçücük bir ada vardı hemen yakınlarda. "Kastri" imiş adı ve "küçük kale" anlamına geliyormuş. Çok şirin gözüküyor. Zaten Kosluların da nikah için favori yerlerindenmiş. Damat adaya önce çıkıp, gelini beklemeye koyuluyormuş. Gelin de sonradan tekneyle, salına salına, gelinliği Ege rüzgarında uçuşa uçuşa damadın yanına gidiyormuş 💕. İlgilenenlere duyurulur! 

"Zorba" eşliğindeki otobüs gezimiz, üç saatin sonunda bitti ve herkes keyfince dolaşmak için dağıldı. Ben, Fatte söylediği için "Hipokrat Ağacı"nı görmeye gittim. Muazzam büyük ve içi geçmiş, fakat hala ayakta. Gerçekten de tıbbın babası Hipokrat'ın altında öğrencileriyle ders yaptığı ağaç olduğuna inandım çünkü gayet 3000 yaşında duruyor 🌳.

Hipokrat Ağacı'nı ararken Palmiye Köprüsü'nü de yakından görme fırsatım oldu. Yemyeşil bir köprü, çok güzel bir manzara! Zaten Kos'un her yeri Palmiye, Limon ve Okaliptus Ağaçları ile dolu. 

Uzun uzadıya yemek yemeye vaktim olmadı açıkçası. Dolaşmayı tercih ettim. Sadece küçük bir kafede muhteşem tarçınlı çörek yedim. Tadı hala damağımda. Kafenin adı "Philippe Croissanterie". Benden bir tavsiye daha 😏😏😏.

Unuttuklarım olduysa tekrar yazacağım, şimdilik bu kadar...

Herkese iyi geceler.

11 Mart 2017 Cumartesi

Milas'a Gitmeden Önce

Off nasıl koşuşturmacalı bir gündü anlatamam! Gerçi ben zevk alıyorum böyle hareketli günlerden, yeter ki gerginlik olmasın. Yarın sabahtan Milas'a gideceğim için ve muhtemelen Salı döneceğim için belediyedeki işlerimi bugün halletmem gerekiyordu. Ayrıca, Jemmoo'nun ofisine gidip çeviri yapmam gerekiyordu. Ona ufacık da olsa yardım ettim diye çok mutlu oldum 😇. Tadını da çıkardım amaaaa... Koltuğuna kuruldum, kahvemi aldım, cigarillomu yaktım 😝😝😝😝. Ne yapayım ya hoşuma gidiyor böyle küçük tatlar. Aaaa oje de sürdüm bu arada işim bitince hahahaha ofis görünce oje sürmeden yapamıyorum 💅.

Akşamına da babazimlere gittim. İlginçtir ki, uzuuuun zamandan sonra ilk defa babamlara gidip bir yudum bile içmedim. Enteresan!!! Gerçi rakıdan başka bir şey yoktu, sanırım o da etkili. Rakıyla aram hiç hoş olmadı nedense. Çok zorlamazlarsa içmem. Ama gelsin şaraplar, gitsin biralar 🍷🍺. Her zaman söylüyorum, sağlığa zararlı olmasa ve kilo aldırmasa her gece iki kadeh şarap içerim. Aslında faydalı olduğunu iddia eden doktorlar da var, şarap için konuşuyorum, yine de her akşam olmaz ya 😅😅.

Neyse yine oradan buradan karıştırdım. Artık yatmam lazım, erken kalkacağım ve valiz hazırlayacağım. Hatta sabah yoga yapmayı planlıyorum, umuyorum desem daha doğru 😟. Ben hep böyle son dakikacıyımdır. Akşamdan valiz hazırlayamam. Katiyen!

Muhtemelen birkaç gün yazamayacağım. Kendinize iyi bakınn...

Not: Geçen hafta Jemmo ile Logan'a gittik. "Sen aynı Laura Wolverine'e benziyorsun işte." dedi. Öyle mi acaba?


8 Mart 2017 Çarşamba

Pandora'nın Kutusu

Vallahi çok uzun zamandır geçirmediğim kadar sakin, huzurlu bir dönem geçiriyorum. Tam bir "la bohéme", tam bir "la dolce vita" 😁😁😁. Aynen öyle, çingeneler gibi derbeder ve son derece tatlı bir hayat yaşıyorum bu sıralar. Aman lütfen yanlış anlamayın, kimseyi kıskandırmaya çalışmıyorum. Çok kısa sürecek bu durum, o yüzden tadını çıkarıyorum. Ve inanın çok yorulmuştum öncesinde... Tekrar yorulmaya başlamadan biraz depo yapayım ama değil mi?

Ne yapıyorum mesela? Uykumu alıyorum bir kere hahahaha, bu çok önemli. Bol bol okuyorum. Elimde iki tane kitap var hatta üç ama üçüncüsü ders kitabı aslında. Felsefe Tarihi. Sanırım asla bitmeyecek 😕. Bir tanesi "Pasaklı Tanrıça", orijinal adı "Undomestic Goddess". Sanırım filmi de var. Son derece eğlenceli bir kitap. Diğeri de genç bir kardeşimizin ilk kitabı. "Erguvan Mevsimi". Çeşitli hikayelerden oluşuyor. Daha 17 yaşında iken yazmış bu kitabı Sıla Bostancı. İki kitabı da tavsiye ederim, ancak Erguvan Mevsimi'ni mutlaka okumalısınız. Hem pişman olmayacaksınız hem de genç bir kaleme destek olmuş olacaksınız. Benim için de yazmak çok önemli olduğu için bu kitaba bir hassasiyetim oluştu işte. Aa tabii bir de Başkent Üniversitesinin yayını "Bütün Dünya" dergisi var elimden bırakamadığım. Her ay okuyamıyorum ama fırsat bulduğumda kaçırmıyorum. Başkent Üniversitesi Hastanelerinden ücretsiz olarak temin edebilirsiniz. Çok farklı konularda profesyonel makalelerden oluşan tam anlamıyla eklektik, Atatürkçü bir dergi.

Başka neler yapıyorum? Uzun yürüyüşler ve yoga elbette! Hayatımın olmazsa olmazları. Hareket berekettir arkadaşlar. Mümkün olduğunca hareket edin, izin verin kan dolaşımınız hızlansın, vücudunuz serotonin salgılasın 🙌.

Gezmeyi, tozmayı, sosyal etkinlikleri de atlamıyorum tabii. Yarın "Kadınlar Günü Paneli" var. Konak Best Western Otel/İzmir, saat 13:00'de. Ona katılacağım. Alsancak Lions Kulübünün gerçekleştireceği bu ücretsiz panele katılmak isteyen ve zamanı olan herkes gelsin bence.

Vee haftasonu Milas-Bodrum-Kos üçlemesi... En değerlilerimden biri olan Fatte'yi ziyarete gideceğim bu Cumartesi. Üniversiteden oda arkadaşım. Bir de bebişi var 👶. Oralara gitmişken de Kos'a giriş-çıkış yapayım dedim. Malum vizeyi aldığınız ülkeye giriş yapmanız gerekiyor. Zaten bana gezmek olsun hahaha babamın dediği gibi Ay'da düğün var deseler, gideceğim!!! (Hemen burada vize ile ilgili küçük bir tüyo vermek istiyorum. Biliyorsunuzdur belki ama ben yeni öğrendim. Çıkışlarınızın %60'ı vizeyi aldığınız ülkeye ise bir sonraki başvurunuzda vizeniz mutlaka daha uzun süre çıkıyor. Keep in mind 😏)

Sağlıklı beslenmeye çalışıyorum bir yandan da. Enginar suyu mu istersiniz, zencefil-limon-tarçından oluşan detoks suyu mu istersiniz, D vitamini yağları mı yoksa Jemmoo'nun annesinin -nam-ı diğer Şifacı- kara kefiri mi? (Şifacı diyorum çünkü o kesinlikle şifacı olarak doğmuş. Ne zaman istersek yardımımıza koşar. Varlığına şükürler olsun. 🙏)

Bu günlük benden bu kadar! Bitirirken; fabrikadaki o yangında ölen tüm kardeşlerimizi, Clara Zetkin'i, Rosa Luxemburg'u, Marie Curie'yi, Halide Edip'i, Sabiha Gökçen'i, Türkan Saylan'ı ve daha nicelerini saygıyla, minnetle anıyorum... KADIN olduğum için çok gururluyum ve mutluyum!


5 Mart 2017 Pazar

Yeni Bir İş?

Yeni bir iş projemiz var gündemde ve bu beni çooook heyecanlandırıyor!!! Gayet kurumsal bir yer olduğu için şehrin dışında olmasını hiç önemsemiyorum. Doğruyu söylemek gerekirse, şehrin dışında olması işime geliyor. Neden? Çünkü taşınacağım!! 🔑🏡 Aslında bunu çoktan yapmalıydım ama şartlar, ailevi durumlar vs. sebebiyle kendime ait bir evim olmadı hiç.

Bana sorarsanız bu çok "must" bir durum. Her yetişkin insanın bir süre kendi evinde, tek başına yaşaması lazım. Çok ciddi yalnızlık fobileriniz falan yoksa tabi. Ya da tek başına kalmaya engel bir hastalık, Allah korusun! Neden bu kadar iddialıyım bu konuda? Çünkü kendimden biliyorum. Baba evinden koca evine (Birlikte yaşamanın evlilikten bir farkı olmadığı için böyle söylüyorum.) geçtim direkt. (Üniversite dönemindeki apart hayatını saymıyorum. Tek başıma da değildim. Hep arkadaşlarım vardı. Ev bile değildi üstelik, aparttı.) Ve anlıyorum ki hiç kendimi bulamadım ben aslında. Bu iki ev de benim evim, iki evde de bu hayatta beni en çok seven insanlar var, hiç bir lafım yok. Ama... İki evde de farklı baskılar, farklı beklentiler...

Elbette birileriyle yaşamak zor, en yakının olsa bile! Lafım o değil. Ancak, ben daha kendim ne istiyorum bu hayattan doğru düzgün anlamamışım ki!!! Her gün kendimle ilgili yeni bir şeyler keşfediyorum bu aralar, Prozac mı sebep nedir? 😉😉😉Öyle ki ölüm-kalım meselesi yaptığım şeyleri salt tutkuyla istemiyormuşum aslında. Baskıya dayanamamışım, hırs yapmışım, gurur yapmışım, inat yapmışım. Sonuçta, ben ben değilmişim işte bir şeylere ısrar ederken, oldu/olmadı diye kavga ederken. Hatırlarsanız daha geçen gün olaylara çıplak gözle bakmaktan bahsetmiştim. Sanki kendim çok yapabiliyormuşum gibi...

Jemmo'nun dediği gibi benim biraz yalnız kalıp, kendimi keşfetmem gerekiyor aslında. Şöyle kutu gibi bir evim olsun, mümkünse zemin kat. Bahçeden yararlanıp kedi, köpek beslemek istiyorum İnşallah! 🐈🐕Eşim, dostum gelsin ziyaretime. Ne istiyorsam onu pişireyim, istersem sabaha kadar oturayım (Bu biraz ütopik tabi, bu kadar uykucu bir insan sık sık sabahlayamıyor!).

.................................

Bakalım bu hafta bir şeyler belli olur belki de. Hayırlısı... 🙏 Yalnızlığa da çok alışırım diye korkuyorum bir yandan ama böyle bir dönem tecrübe etmem benim için kaçınılmaz bir ihtiyaç. Alışırsam da alışırım ya! Ev içinde çok geçimli olduğum söylenemez zaten. Belki ben yalnız yaşaması gereken tiplerdenimdir. Kim bilir?

Beynimin içi fır döndü! 😊😊😊😊😊 Ama biliyorum, güzel olacak. Her zaman söylerim, "yeni"yi severim ben.

Bu arada tiyatro kursu, Bachata öğrenmek vs. namümkün şimdilik. Bakacağız, belki ileride?

Haydi bakalım yatayım artık, yarın yoğun geçecek.

İyi gecelerrrr...


2 Mart 2017 Perşembe

İllüzyon mu Gerçek mi?

Bazen aklım karışıyor. Size de oluyor mu bilmem. Bir şeyi gerçekten istiyor muyuz yoksa çoğu insanda var ve bende de olmalı kaygısına mı düşüyoruz? Bir arkadaşımızı gerçekten seviyor muyuz yoksa bir çıkar ilişkisi içinde miyiz? Sinirlendiğimiz, kırıldığımız zaman bunlar gerçekten oluyor mu yoksa bencillik mi yapıyoruz? Ya da kendimizden çıkaramadığımız acıları, elimize ilk geçenden çıkartıyor olabilir miyiz? Bilemiyorum. Kendimi anlamakta da zorlanıyorum işte.

Psikiyatristim "bakış açısı" demişti ya, belki her şey onunla ilgilidir. Şöyle bir örnek yardım etsin; sen özel günlerin hatırlanmasını çok önemsiyorsundur ve senin için bu günlerin hatırlanması açık bir kanıttır duyulan sevgiye dair. Sevgilin ya da en yakın arkadaşlarından biri için böyle değildir mesela. Kendi doğumgününün bile unutulmasını dert etmiyordur. O yüzden asla bir gösterge değildir onun için. Vee tut ki senin doğumgününü kutlamayı unuttu!!! Eyvahhhh, aman Tanrım 😱😱😱😱😱😱 Seni gerçekten sevmiyor galiba... Böyle bir saçmalık olabilir mi?? Aynısını sen ona yapsaydın yani sen onun doğumgününü unutsaydın, o bunu dert etmeyecekti. Dolayısıyla, senin sevgini asla sorgulamayacaktı. Ama sen onu bir kalemde harcadın ve onun ruhu bile duymadı! Burada bir sorun yok mu? Birbirimizin bakış açısına geçmeye tenezzül etmemiz gerekmez mi? "Benim bakış açım en doğrusudur!" diyerek saplanıp kalmak, gerçek duygularımızı taşımaya nasıl yetebilir? Ben senin karşında hiç eğilip, bükülmeyeceksem, seni anlamaya çalışmayacaksam, seni gerçekten seviyor olabilir miyim?

Dedim ya işte aklım karışık 😕Ben bu aralar "anneliği" sorguluyorum mesela. Bencillik mi yoksa fedakarlık mı? Karar veremiyorum. Sadece buna kodlandık diye anne olmalı mıyız? Dünya çok zor bir yer, bizi neler bekliyor hiç bilemiyoruz. O minicik beden(ler)i ömür boyu koruyup, kollamaya çalışmak da müthiş bir fedakarlık, şüphesiz! Ama doğru mu? Bilmiyorum. Ya anne olmayı bu dünyaya bir miras bırakmak için istiyorsak? Kendimize yoldaş olsun diye doğuruyorsak? Yaşlılığımızı, hastalığımızı garanti altına almaya çalışıyorsak? Bu yaklaşım bana hiç doğru gelmiyor. Evet kimse yalnız kalmamalı, katılıyorum, hem de tüm kalbimle ama olanlarla idare edelim. Yalnız kalmamak için bir canlı dünyaya getirmek???? Çıkamıyorum işte işin içinden.

Muazzam bir şey bana göre, onu da belirteyim. Mucize 👶En çok istediğim ve en çok korktuğum şey...

.............................

İllüzyon kelimesinin bir anlamı da göz bağı imiş. Bir kendimize soralım bence. Hatta sık sık soralım. Olaylara, kişilere çıplak gözlerle mi bakıyoruz? Yoksa bir bağın arkasından mı bakıyoruz?

Mutlu ve gerçek geceler...